22 Eylül 2011 Perşembe

5 DAKİKALIK BEŞİKTAŞ

               Maçın başlamasına saatler kala başlayan yağmur,bardaktan değil sürahiden boşalırcasına olmasına rağmen Bursa stadını etkilemiyordu.Yiğidi öldür ama hakkını yeme.Bursa yönetimi İngilteredeki stadları aratmayacak kadar güzel bir saha yapmış.Atatürk Stadı çimleri bir su geçirmeyen halıyı andırıyordu.

             Yağmur seyircileri etkilemiş ama futbolculara dokunmamış.İki takım da açık bir futbol anlayışıyla sahaya çıktı.Fakat golü bulan taraf Bursaspor oldu.7. dakikada Bangura, golü attı.25.dakikada da kendini attırdı.

            Kırmızı karttan sonra, dün oynanan Karabükspor-Galatasaray maçının devamını izler gibi olduk.Beşiktaş,1 saat eksik oynayan rakibine karşı tek ciddi pozisyon bulamadı.Şut dahi çekemedi.Bursaspor defans oyuncuları İbrahim,Wederson,Basser ve Serdar resmen rakibe karşı sur çektiler.Kanatları kapatarak kontra atağa kalktılar.Bu taktiği de gol gelene kadar başarıyla sürdürdüler.

                   “Kazanan her zaman haklıdır” derler ama dünkü karşılaşma Carvalhal’in ne kadar şanslı bir teknik direktör olduğu gerçeğini değiştirmez. Portekizli teknik adam,her maç defans kurgusuyla oynuyor.Bu sefer Egemen sol bek oldu.Sivok uzun bir aradan sonra ön libero oynadı.İsmail Köybaşı,kendini sol açıkta buldu.Hal böyle olunca Beşiktaş golü kalesinde erken gördü.Her hafta söylemekten bıktık ama bir takımda en son oynanacak yer defanstır.En ufak bir hatanın golle sonuçlanabileceği bölgede bu kadar arayışa geçmek intihardır.

                    Bireysel performanslara bakarsak,Simao geldiğinden beri en kötü oyununu oynadı.Bütün tercihleri yanlış yöndeydi.İsmail Köybaşı’nın 2 asistle maçı tamamlaması kimseyi kandırmasın.O dakikalara kadar saç baş yoldurma görevini eksiksiz yerine getirdi.Q7,bal yapmayan arı gibiydi ve istediklerini yapamayınca futbol yerine karate sporunu seçti.Onu bu duruma bence ligin en iyi sol beki Wederson’un karşısına koyan Carvalhal soktu.

                   Tam maç bitti;sabaha kadar oynansa Beşiktaş sabaha kadar oynasa gol atamaz dediğimizde Q7 oyundan atıldı ve oyunun kaderi bir anda değişti.Fernandes ve Simao’nun da çıkmasıyla sahada Portekizsiz kalan Beşiktaş ardı ardına 2 gol buldu.Sonraki dakikalarda da gol olmayınca “5 dakikada Beşiktaş” sözü hayat buldu.

Göze batanlar:

Gökçek Wederson:Yenilen gole kadar mükemmel bir performans sergiledi.Yeri geldiğinde golleri kesti,yeri geldiğinde gol arayışına destek verdi.Q7’ye göz açtırmadı.Yıllardır Balta sorunu yaşayan Milli takıma göz kırptı.
Aurelio: Onun için gizli kahraman desek yanlış olmaz.Topla fazla oynamıyor ama topsuz alanlarda harikalar yaratıyor.Takımını rahatlatıyor.

Sınıfta kalanlar:

Bangura: Takımnı öne geçirdi sonrasında yalnız bıraktı.Ne yapmak istediğini kimse anlamadı.
Simao: Geldiğinden beri en kötü performansını sergiledi.Bütün pas tercihlerini yanlış kullandı.
Q7: İstediklerini yapamayınca kırmızı kart görerek takımını yalnız bıraktı.

Carvalhal: Portekizli teknik direktörün şansı yanındaydı.Defansta sürekli arayış içerisinde.Vatandaşları başına dert açacak gibi.Takımda hala otorite değil.Veli kavlak ısrarı yanlış.Holosko’yu kazanmak istemiyor görünene göre.

21 Eylül 2011 Çarşamba

TATSIZ TUZSUZ BİR MAÇ

              Açıkçası kadrolar açıklandığında bol gollü bir karşılaşma beklediğimiz maç,Muslera’nın 10. Dakikasında kırmızı kart görmesiyle başka bir hal aldı.Muslera: “Cenk Gönen’den benim neyim eksik ?” diyerek kalesini boşalttı.Değme karetecilere taş çıkartırcasına rakibini yere serdi.Doğal olarak da kırmızı kart görerek takımını yalnız bıraktı(maçın spikerinin dahil olduğu birçok kişi mutlak gol pozisyonu nedeniyle kırmızı kart gördüğünü sandı ama ondan kaynaklanmıyordu)
İki takım teknik direktörü maçı kazanmaya yönelik kadro sahaya sürdü.Ama iki takım da orta sahanın önemini unuttu.Hal böyle olunca 90 dakika orta saha mücadelesi olmayan bir mücadele halini aldı.

             Karabükspor sanki kırmızı kartı görmüş gibi bir oyun sergiledi.Golün geldiği 72.dakikaya kadar rakip kalede pozisyon bulamadı.Aslında Karabükspor sahada sayısal olarak üstün değildi.Mehmet Çakır ve gittiği hiçbir takımda beklenilen patlamayı! Yapamayan İlhan Parlak gereksiz yer kaplıyordu.Cernat, tek başına bir şeyler yapmaya çalıştı ama arkadaşları ona ayak uyduramadı.Cernat’a ayrı bir paragraf açmak lazım.Geçtiğimiz yıl ayağı kırılan oyuncu bu seneye muhteşem dönüş yaptı.Oyunda kaldığı sürede mükemmel bir oyun sahaya koydu.Bu haliyle 3 büyüklerde rahatlıkla oynayabileceğini belirtmek isterim.

                    Galatasaray ise,10 kişi kalmasına rağmen,rakibinden daha çok gol pozisyonuna girdi.Kazım diğer maçlara göre daha istekliydi ama bal yapmayan arı misaliydi.Sercan ve Elmander birbirinden kopuk bir görüntü sergiledi.Kanat organizasyonları hiç yoktu desek yanlış bir tespit yapmış olmayız.Galatasaray’da bir lider eksikliği fazlasıyla hissediliyor.Sarı-kırmızılı ekibin dümeni kırık ve savrulmaya meğilli.

                  Karabükspor Teknik direktörü resmen maçı kazanmamak için elinden geleni yaptı.Takımı geriye çekti.Çıkardığı kadro yanlıştı.Aynı tipte oyuncu olan,Mehmet Çakır ve Cernat’ı oynattı.Her şeye rağmen takımı öne geçti ama acemice yapılan bir hata yüzünden beraberliğe razı oldu.

                 Maçın dönüm noktası kırmızı kartın olduğunu söyleyebiliriz. Belki de bol gollü bir karşılaşma izleyecektik ama karttan sonra hem biz hem takımlar uykuya daldık.Hal böyle olunca da ortaya tatsız tuzsuz bir maç izlemek zorunda kaldık.

Göze Batanlar:

Florin Lucian Cernat:Tam bir maestroydu.Onu izlemek büyük bir keyifti.
Armand Deumi Tchani: Galatasaray’ın bütün ataklarında duvardı.Hatasız bir oyun sergiledi,takımını rahatlattı.

Sınıfta kalanlar:

Mehmet Çakır: Ne yaptığını ya da yapmak istediğini biz anlayamadık.Takımını eksik oynattı.
Yücel İldiz:Karabükspor Teknik Direktörü maçı kaybetmek için elinden geleni yaptı ama başaramadı.Bir Teknik Direktör nasıl olunamaz? Dersini verdi.
Sercan Yıldırım: Saç baş yoldurma görevini Galatasaray’da sürdürmeye devam ediyor.



Bünyamin Gezer: Maçtaki tek doğrusu kırmızı karttı.Fakat o kartta kafasını karıştırdı.Verdiği faul kararları Galatasaray lehineydi.Shelton’a yapılan penaltıyı  es geçti.

19 Eylül 2011 Pazartesi

FARKLI BİR BEŞİKTAŞ

             Forvet oyuncularının sakatlıklarıyla sorunlar yaşayan Beşiktaş,Ankaragücü maçına farklı bir takımla çıktı.Evet bu maçın, kilit sözü “fark”.Farklı olması Beşiktaş’ın oyun anlayışı ve kadrosundan kaynaklanıyor.Carvalhal , defansta bu maçta Sinei ve Egemen ikilisine görev verdi.Egemen yine vardı fakat yanındaki arkadaşı değişmişti.
Bu tercihi riskli bulduğumu belirtmeliyim.Takımın her bölgesiyle oynayabilirsiniz.Fakat en önemli  ve tehlikeli bölge olan defansta yapacağınız değişiklikler başınıza iş açabilir.Birbirini tanımayan Sidnei ve Egemen’de de aynı sorunları ilk yarım saatte gördük.Rakibin zayıf olması skoru değiştirmedi ama ilerisi için de iyi bir ışık vermedi.

                 Beşiktaş,maçın başından sonuna kadar üstün bir oyun sergiledi.Rakibin kötü durumda olması, bu durumun böyle olmasını sağladı ama Beşiktaş Macabi maçının tersi bir oyun anlayışıyla sahadaydı.Bu sefer yıldızlarının ayaklarına bakmıyordu.Takımda yardımlaşma üst seviyedeydi.Q7,geldiğinden beri herhalde en çok bu maçta koşmuştur.Herkesin oynamasını beklediği Pektemek’in yerine oyuna ilk 11’de başlayan Edu,bütün topları olumlu kullandı.Arkadaşlarına pozisyon yarattı,çapraz koşularla stoperleri şaşırttı.

              Ankaragücü,yaşadığı büyük sıkıntılardan dolayı genç  ve tecrübesiz bir takımla sahaya çıktı.Takımın başına yeni geçen Ziya Doğan zor bir maç olacağını ve zamana ihtiyaçlarının olduğunu maç başında söylemişti.Sarı-lacivertli takım maç boyunca fazla atağa çıkmadı ya da çıkamadı.Ama Cenk’in büyük hatasıyla beraberliği yakalayarak umutlandılar.Unuttukları ve beklemedikleri bir şey vardı.O da bir defans oyucusu olan Sidnei’in 2 gol atmasıydı.

            Aslında bu maç,çok fazla ölçü olmamalı.Beşiktaş hala sıkıntılı bir oyun anlayışı içerisinde.Carvalhal,takımla çok fazla oynuyor ve yanlış yerlerde arayış içerisine giriyor.Perşembe oynanacak Bursaspor maçı,çok büyük bir sınav olacak.Bu maçta farklı bir oyun anlayışı içerisinde olan Beşiktaş bakalım zorlu deplasmanda nasıl bir oyun ortaya koyacak?

Göze batanlar:

Q7:Transfer olduğundan beri en fazla koştuğu maç oldu.Kaptanlık, bazı sorumluklar yüklemiş.Takımı daha fazla sahipleniyor.
Fernandes:Tam bir joker.Yeri geldiğinde atakta tehlike yaratıyor.Yeri geldiğinde defansta sigorta oluyor.

Turgut Şahin:Genç oyuncu basmadık yer bırakmadı.Defans arkasına atılan her topta Beşiktaş kalesinde tehlike yarattı.Defansa gelip arkadaşlarına yardım etmeyi de unutmadı.İlerisi için ışık verdi.

16 Eylül 2011 Cuma

TAKIM OLMAK

             Gönül ister ki düdük değmemiş bir maç yorumlayalım ama bazı hakemler yüzünden bu mümkün olamıyor.Kuşkusuz Fenerbahçe’li futbolcuların çok büyük emekleri var fakat bazı eyyamcı hakemler yüzünden onlar bile gölgede kalıyor.
             Maça gelirsek,maçtan önce kime sorsak bu maçın zorlu geçeceğinden hemfikirdi.Burada şu oynadı şu oynamadı,şu taktikle oynadı şu taktikle oynamadı diye kafanızı karıştırmak istemem.Sonda söyleyeceğimizi yine başta söyleyelim.Fenerbahçe gerçekten takım olmuş!
           Takımda herkes görevini eksiksiz yerine getiriyor.Orta alanın kalabalık olması oyun hakimiyetini kolaylaştırıyor.Mehmet,Selçuk,Baroni Alex’in koşu eksikliğini kapatıyor.Kanatlar istediği gibi çalışınca da poziyonlar zenginleşiyor.

Ziegler Farkı!

           2 yıldır İsmail Köybaşı’na muhtaç kalan Beşiktaş’ın Fenerbahçe yönetimini örnek alması gerekiyor.Santos’u sattıktan sonra,kısa bir sürede Ziegler’le anlaşan yönetim 2 hafta da gördüğümüz kadarıyla büyük iş başarmış.Ziegler sanki 40 yıllık Fenerli gibi oyun sergiliyor.Bu akşamda yaptığı bindirmeler sayesinde Fenerbahçe pozisyonlar buldu.
           Gaziantepspor ise tanınmayacak kadar kötüydü.Olcan geçen seneden kaldığı yerden devam ediyor.Danny için de aynı şeyi söyleyebiliriz.Ama  Wagner ve Cenk Tosun için aynı şeyleri söyleyemeyiz.Tolunay Kafkas, Cenk Tosun’a 90 dakika dayandı ama Wagner’e dayanamayarak oyundan aldı.Gaziantepspor,ligin güçlü ekiplerinden biri.Geniş bir kadroları var.Ama bloklar arasındaki mesafe çok fazla.Resmen orta sahasız oynuyorlar.Defans her atakta yalnız kalıyor.Tolunay Kafkas,her sezona böyle başlıyor.Ama sezon ortasında takım oturmaya başlıyor.
Sonuç olarak Fenerbahçe,tecrübesi ve takım olmasının verdiği avantajla kazanmasını bildi.Çok iyi bir futbol oynadı mı? Hayır.Ama zorlu deplasmandan 3 puanla dönmesini bildi.


            Hakem Notu:Hem Fenerbahçe’nin hem Gaziantepspor’un bir penaltısı verilmedi.Verilen penaltı da eyyamcılığın simgesiydi.Madem penaltı verildi neden kırmızı kart es geçildi?Kartlardaki istikrarsızlık göze çarptı.Hakemin fifa kokartlı olması ve böyle performans göstermesi düşündürücü.

SKOR ALDATMASIN!

              Günler öncesinden konuşulmaya başlayan Beşiktaş-Maccabi Tel Aviv maçı siyah beyazlıların galibiyetiyle sonuçlandı.Bu kadar konuşulmasının nedeninin futbolla alakası yoktu.Sadece futbola,siyasetin nasıl girebileceğinin bir örneği verilmek isteniyordu.Bu görevi de medya eksiksiz yerine getirdi.Aslında sadece bu maç için, bir makale yazabilirim.Üstelik içinde futboldan bahsetmeyerek.Bu durum bile, ülkemizdeki spor-siyaset-medya üçgenini gözler önüne serer.


                Neyse,biz maça dönüp bunları görmezden gelirsek; Hafta içinde Beşiktaş, Eskişehirspor mağlubiyetiyle moral bozukluğu içerisindeydi.İbrahim Toraman’ın cezası nedeniyle oynamaması Ekrem Dağ’ı akla getirdi.(Bunu Eskişehirspor- Beşiktaş karşılaşması sonrasındaki yazımda belirmiştim) O da bu görevi,başarılı bir şekilde yerine getirdi.Ama  Ekrem Dağ’ın daha fazla forma şansı bulması gerekiyor.Çünkü,oynadıkça form yakalayan bir yapısı var.Tıpkı Holosko gibi.
               Dakika 3.te golün gelmesi Beşiktaş için bir şans olarak görülmeli. İlk 45 dakikaya bakarsak ne demek istediğim daha rahat anlaşılır.Sİmao,Q7 ve Necip resmen bu ilk yarıda yoktu. Bakın Q7’nin ayağının dışıyla jeneriklik bir asist yapmasına rağmen bunu söylüyorum. Portekiz’linin ciddi anlamda dsiplin sorunu var. Defansa yardım etmiyor, pas tercihleri hatalı ve bunlardan ders almıyor. Zaten bunları yapsa Beşiktaş’ta olmazdı dediğinizi duyar gibiyim. Ama bunlar Beşiktaş’ın başını ağrıtıyor. Beşiktaş bu yıldızlarıyla maçlar alabilir katılıyorum .Ama ligdeki çoğu maçta sıkıntı yaşar. Tıpkı dün olduğu gibi. Oyunu açacak,rahatlatacak,pozisyon yaratacak adam eksikliği hissediliyor. Bunu Fernanades canı istediği zaman yerine getiriyor.Onun dışında takım eski can sıkıcı havasına bürünüyor.Necip,ikinci yarı yeri değiştirilince kendine geldi ve takımın galibiyetine katkı sağladı.Ama hala eski görüntüsünden uzak.Aurelio bildiğimiz gibi.Görev verildiğinde onu eksiksiz yerine getiriyor.Dün de 1 gol 1 asistle oynadı.
Beşiktaş’ın kadrosuna baktığımız zaman en kalabalık nüfuzun orta alanda olduğunu görüyoruz.Bence Ernst,Aurelio ikilisi ön libero olarak oynamalı.Guti’nin poziyonunda Fernandes’e şans verilmeli.Defans sağlam olursa bu takım illa ki yıldızlarıyla gol bulacaktır.En kötü berabere kalacaktır.Onun için takıma defans olgusunun oturtulması ve fizik gücü arttırmak gerekiyor.

                Sonuç olarak Beşiktaş,Avrupa kupalarına farklı! başlangıç yaptı.Ama başta söylediğimizi yine söyleyelim.Sonuç kimseyi aldatmasın.Beşiktaş’ta sorunlar hala devam ediyor.Rakibin gardının düşmesi ve zayıf olması bu sonucu doğurdu.Takımın acilen toparlanması gerekiyor.

12 Eylül 2011 Pazartesi

KARTAL YALPALAYARAK UÇUYOR

      Ağustos’ta başlaması gereken lig nihayet bir Beşiktaş maçıyla başladı.Şike,teşvik,çete üçgeninde geçen 2 ay sonunda futbola ne kadar döneriz muamma ama özlediğimiz bir gerçek.
Rakiplerine oranla zorlu bir fikstür çeken Beşiktaş bu hafta ligin güçlü ekiplerinden Eskişehirsporla karşılaştı.Guti’siz geldiği deplasmandan da eli boş döndü.Burada 4-4-3,5-3-2 gibi ne olduğu belirsiz sistem safsatalarına girmeyeceğim.Bunları konuşanların da bu sistemlere çok inandığını da sanmıyorum zaten.Maç başladığında kimse “Aaaaa !!! ben 4-4-3 ‘ün 3’ünden biriyim.Ne işim var defansta?” dediğini de sanmıyorum.Onun için de hiçbir teknik direktörü bu sistemle oynadığı diye eleştirmiyorum.Eleştirdiğim nokta,sadece seçilen oyunculara yönelik olacak.En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim.Özellikle bu maç göstermiştir ki; Veli Beşiktaş’ın ilk 11’inde oynayacak bir futbolcu özelliklerinde değildir.Maç boyunca ne yaptığı anlaşılamayan Veli,Simao’nun da oyununu bozdu.Her ani atak da Beşiktaş kalesinde tehlike yarattı.Neyse ki Egemen ilk maçında mükemmele bir yakın performans gösterdi ve takımını oyuna ortak etti.
                  Bu maç gösterdi ki,Beşiktaş’ın sıkıntısı oldukça büyük.İşin kötü yanı da kısa vadede çözüleceğe de benzemiyor.Takımda dsiplinsizlik en büyük problem.Q7 başına buyruk oynuyor.Pas tercihleri,defansa yardım etmeyişi göze batan olumsuzluklar.Fernandes,büyük yetenek.Aman saman alevi gibi.Bir var bir yok.Ernst’in,Aurelio’nun suçu ne diye sormadan edemiyor insan.İbrahim Toraman’dan futbolcu olur mu bilmem ama sağ bek olmayacağı kesin.Maç boyunca ne defans ne de hücum yapabildi.o bölgede Avusturya milli takımının sağ beki de olan Ekrem Dağ’ın olduğunu biri Carvalhale anlatmalı.Hilbert,Tanju da alternatif olabilir.
                 Fizik olarak baktığımız da ise 2 ay sanki takım Tayfur Hocayla Metris’te yatmış gibi.60.dakikadan sonra kimsenin koşacak dermanı yok.Enerjisi bitmez dediğimiz Necip bile skorboard a bakıyor.Hal böyle olunca da yenilgi kaçınılmaz oluyor.
Eskişehirspor ise, takımın iskeletini geçen sene kurmuştu.Bu sene de oldukça iyi transferler yaparak takımı daha da güçlendirdiler.Yedek kulübelerine bakmamız ne kadar geniş kadroda olduklarını gösteriyor.Özellikle Dede transferi tam nokta transfer.Maç boyunca deneyimli oyuncu Q7’ye göz açtırmadı.Sezgin ie istikrarlı futbolunu bu sezon da devam ettiriyor.Alper’in enerjisi de takıma güç katıyor.Genç Batuhan’ın da kendini futbola vererek eski takımına gol atması herhalde en çok onu sevindirdi.

             Sonuç olarak Beşiktaş hiç iyi bir görüntü vermedi.Problemler kolay çözülecek cinsten değil.Masaya yumruğunu vuracak adam eksikliği oldukça hissediliyor.Portekizliler takımı ele geçirmiş gibi.Q7’nin Carvalhal’e yaptığı hareketler bu tezimizi kuvvetlendiriyor.Maçın skoru gösteriyor ki kartal yalpalayarak uçuyor.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Gerçekten temiz bir lig mi istiyoruz?

        Günlerdir hatta haftalardır şikeyle yatıyor,şikeyle kalkıyoruz.Sizi bilmem ama sabahtan akşama kadar facebook,twitter,ekşi sözlük üçgeninde dönüp duruyorum.İnanılmaz bir bilgi alışverişi söz konusu…Her kafadan bir ses çıkıyor.Yorum yapan yanıyor.Hemen yaftalanıyor.İnsanlar kutuplanmış durumda.Fenerbahçeliler kendilerine komplo yapıldığını düşünüyor.Diğer takımın taraftarları da Fenerbahçelilere ve Aziz Yıldırım’a saldırıyor.Konu o kadar önemli ki,ne şehit haberleri,ne milyonları ilgilendiren sınavlar önüne geçebiliyor.Kitlelerin afyonu olan futbolun bu sefer golleri,kartları,galibiyetleri değil temizliği şikecisi konuşuluyor.Peki gerçekten temizlik mi istiyoruz?Yıllardır devam eden ve herkesin haberdar olduğu şike,teşvik kavramları neden şimdi önem kazanıyor?

      Mahalle maçlarını hatırlayalım.Kazanma hırsı bize neler yaptırırdı.İtiraf et sen de taştan yaptığın kaleleri kimse görmeden küçülttün.İtiraf et sen de karşı takımın oyuncusunu oynamaması yönünde tehdit ettin.Sonra o mahalle maçlarının yerini halı saha maçları aldı.Amatör ligler kuruldu.Bir zamanlar hakemlik yaptığımdan biliyorum.Teknik direktörlerin krampon,telefon,bilgisayar aldıklarını…Herkeste bunları biliyor,normal karşılıyordu.Ne zaman ki futbol endüstrileşti;karaparaların aklanma yeri haline geldi.Masum teşvikler yerini milyar dolarlara bıraktı.
Kontrol edilemeyen Güç

Kendinizi Aziz Yıldırım’ın yerine koyun.25 Milyon taraftarı olan bir takımın başındasınız.(o bu sayıyı halkı olarak kabul ediyor).Kendinizi Fenerbahçe Cumhuriyeti olarak lanse ediyorsunuz.Söylediklerinizle ülke gündemini bir anda değiştirebiliyorsunuz.Dokunulmaz, engellenemez olduğunuzu düşünüyorsunuz.Kendinizi devlet üstü görüyorsunuz. Kanunsuzluğunuz ortaya çıksa da kimsenin üstüne gidemeyeceğini düşünüyorsunuz. Ama biri ya da birileri çıkıyor sizin devrinizin bittiğini söylüyor.Ya siz birilerin kuyruğuna basıyorsunuz ya da birileri sizin devrinizin bittiğini düşünüyor,ipinizi çekiyor.Ha ikisinde de kaybeden siz oluyorsunuz.Yıllarca yaptığınız iyilikler de silinip gidiyor.Bu yaşta hapishaneyi de görüyorsunuz.Sonra da umursamadığınız küçümsediğiniz,unuttuğunuz yargıya sarılıyorsunuz.Bir zamanlar “Bana dokunamaz” dediğin yargının ağzına bakıyorsunuz.Hani derler ya Ne oldum dememeli…
Tarfatar Ne yapıyor?

             Taraftar karışık duygular içerisinde.Aynı zamanda bir karar verme eşiğinde.Zaman zaman kendine ihanet ediyor,yalan söylüyor.Temizlensin lig diyor.Teşvik var mıydı eskiden diyor.”Zaten hep böyle kazandılar kupayı” diyerek karşı takımlara ateş püskürüyor.Oysa kendi de biliyor bu pislikleri.Söylediklerine kendisi de inanmıyor.Ama yok mu mahalle baskısı? Yok mu bu kendini her zaman temiz görme arzusu.İnsanı insanlığından çıkarıyor.Başka bir varlık haline getiriyor.Sahi yahu gerçekten temiz bir lig mi istiyoruz?

10 Haziran 2011 Cuma

Fenerbahçeli Emmanuel Emenike


                Kuşkusuz herkesin ilk izlediğinde “Nereden geldi bu futbolcu?” dediği bir futbolcu Emmanuel Emenike.Aslına bakarsanız böyle oyuncuları daha çok Gençlerbirliği’nde görmeye alışkınız.İlhan Cavcav’ın nasıl gözünden kaçmış dediğimizde gördük ki;siyahi futbolcunun Karabükspor’a gelmesinde onun da payı var. Gençlerbirliği’nde 3 hafta denendi Emenike fakat kırmızı siyahlı ekipte yabancı kontenjanına takılınca yolu Karabükspor’a düştü.Kaçan balık büyük olur misali İlhan cavcav kendi elleriyle bir yıldız adayını başka bir takıma önerdi.Karabükspor’da oyuncuyu önce kiraladı;daha sonra 3 yıllık anlaşma imzaladı.
         Peki Emenike nasıl bir futbolcu?Fenerbahçe’nin aradığı bir santrafor mu?
           Emenike güçlü fiziğini hızıyla birleştiren yetenekli bir oyuncu.En önemli özelliği bitmeyen enerjisi olarak görülüyor.Baktığınızda ağır biri olarak gözükse de çabukluğuyla sizi şaşırtıyor.Karabükspor’da başarılı bir sezon geçirmesinde takımının benimsediği oyun anlayışının önemli rolü var.Karabükspor genelde yardımlaşarak oynayan,teknik özellikleri birbirine yakın futbolculardan oluşan bir takım.Ekipte yıldız diyebileceğimiz oyuncular Emenike ve Cernat.Bütün takımın amacı ceza sahasında topu Emenike ile buluşturmak.Peki Emenike aynı başarıyı farklı oyun anlayışını benimseyen takımlarda gösterebilecek mi? Fenerbahçe’nin oyun anlayışı Karabükspor gibi değil.Genelde saldıran,çok pas yapan oyunu kanatlara yaymaya çalışan bir ekip.Takımda Emenike’ye hem fiziken hem de oyun anlayışı bakımından benzeyen bir Niang var. Hal böyle olunca ikisinin de aynı anda oynayabilecek olup olmadığı sorusu akla geliyor.Bazılarınızın Fenerbahçe’nin seneye 3 kulvarda mücadele edecek olduğunu,Emenike’nin iyi bir alternatif olabileceği düşüncesinde olduğunu biliyorum.Fakat 9 milyon euroluk bir yedek neden alınır onu anlamakta zorlanıyorum.Bana göre Aykut kocaman takımda bir taktik değişikliğe gidecek.Niang’ı sağ kanada çekip ileride Emenike’ye şans vermesi olası.Kısaca Emenike takımın iskeletinde değişikler meydana getirecek.Bir başka soru da acaba Alex siyahi futbolcuyla anlaşabilecek mi?Ölüyü bile dirilten kaptanın Nobre’yi bile gol krallığında iddialı duruma getirmesi onun asist konusunda becerisi ortaya koyuyor.
              Sonuç olarak Emenike transferinin Fenerbahçe’ye yararlı olup olamayacağını zaman gösterecek.Bu oyuncu ya takımın iskeletini değiştirecek ya da yedek kulübesinde Semih’le sohbet edecek.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Beşiktaş'ın yeni Golcüsü Mustafa PEKTEMEK



         Kolay değil,Süper Lig’de oynamaya başladıktan 5 sene sonra Beşiktaş’a transfer olmak.Kolay değil çapraz bağlarının kopmasından sonra kendine gelmek.Kolay değil Anadolu takımında 71 maçta 21 gol atmak.Bütün bunları başardı Mustafa Pektemek.
          Aslına bakarsanız, futbolla arası hiç de iyi değildi.Daha çok basketbol oynamaktan zevk alıyordu.Fakat daha sonra ne olduysa oldu ve kendini biranda amatör futbol takımlarından Topağaçspor’da buldu.Yükselmesi zaman almadı ve Sakarayaspor’a transfer oldu.A2 takımıyla çıktığı 13 karşılaşmada 7 gol kaydeden başarılı futbolcu, genç yetenek avcısı Nejat Biyediç’in ağına yakalandı. 2006-07 sezonunun ikinci yarısı Lig B takımı Sarıyer'e kiralandı. Burada genç yaşına rağmen birkaç hafta sonra takımın düzenli oyuncusu olmayı başardı ve 15 maçta 4 gol kaydetti.
       Başarılı grafiği bir başka avcının daha dikkatini çekmiş olacak ki Gençlerbirliği transferi gerçekleşti. Gençlerbirliği'nde de adaptasyon sorunu yaşamadan takımın önemli oyuncuları arasına girmeyi başardı ve ilk sezonunda 27 Süper Lig müsabakasında 8 gol kaydetti. Gençlerbirliği'ndeki ikinci sezonu olan 2009-10 sezonun'da performansını daha da yükselterek 29 Süper Lig maçında 11 gol attı.
       Hayatının dönüm noktası ise 2010-11 sezon öncesi oynanan TSYD Kupası karşılaşması oldu.Çapraz bağları kopan Mustafa, 6 ay sahalardan uzak kaldı.Futbol hayatı bitti denilirken mucizevi bir şekildesahalara dönen Pektemek,oynadığı ilk karşılaşmada İBB ağlarına 1 gol bıraktı.
   Ve tarih 27 Mayıs 2011… Beşiktaş’a transfer olan Mustafa belki de en büyük hayalini gerçekleştirdi.4 Milyon euro ve Ali Kuçik’in bonservisi karşılığında siyah beyazlı ekibe transfer olan Pektemek artık İnönü’de boy gösterecek.Yıldız oyuncularla forma rekabetine girecek olan genç futbolcunun şansı bana göre oldukça fazla.Sanılanın aksine Mustafa’nın forma şansı bulacağını düşünüyorum.Seneye 3 kulvarda mücadele edecek Beşiktaş’ın forvet ihtiyacı hepinizin malumu.Ayrıca Mustafa sadece ileri uçta değil; sağ ve sol açıkta da oynayabiliyor.Uzun boyunu kullanarak hava toplarında etkili olabliyor.Tuncay Şanlı’nın daha tekniği ve gol vuruşları daha isabetli olanı dersek daha kolay anlaşılır sanırım.Bobo’nun takımdan ayrılması,Almeida’nın  her fırsatta Morinho’ya “Beni de alın” diye yalvarması, Nobre’nin artık emekli olmasının gerektiği takımda Mustafa gerçekten iyi işler başaracaktır. Benim anlamadığım her fırsatta gençlere önem verilmiyor diye bas bas bağıran medyanın bu transfere gereken ilgiyi göstermemesi.Ama eminim çok geçmeden hepsi genç futbolcunun performansı sonrası çark edecek.Eski takımının taraftarları gibi herkese “Mustafa Pektemek gol demek” dedirtecek.

27 Mayıs 2011 Cuma

Egemen Korkmaz transferi üzerine


             Fenerbahçe’nin birinciliğiyle lig mücadelesi  bitti ama şimdi de transfer mücadelesi başladı.Takımlar,ligin önemli oyuncularını renklerine bağlamak için amansız bir uğraş içerisindeler.Ağızları geçmiş dönemlerde yanmış olacak ki bu sefer bonservisi elinde olan futbolculara yöneliyorlar.Bu yazı yazılmadan önce Selçuk İnan Galatasarayla,Egemen Korkmaz Beşiktaşla anlaşmıştı.İki futbolcunun da bonservisinin elinde olması bu transferlerin hızlı gerçekleşmesine yardımcı oldu.
            Bu yazıda Egemen Korkmaz transferine değinmek istiyorum.Beşiktaş,şampiyon olduğu 2002-2003 sezonundaki defans kurgusunu malumunuz hiçbir zaman bulamadı.Zago,Ronaldo gibi güçlü yetenekli  defans oyuncularına sahip olamadı.Gelen transferlerde onları anmamıza neden oldu.Ferrari,sahalardan daha çok Ortaköy sokaklarında görüldü.Sivok gereksiz kart görmeleriyle,sakatlanmalarıyla güven vermedi.İbrahim Toraman,her ne kadar iyi niyetli olsa da ‘Beşiktaş’ın defansı mı acaba’ diye şüphelenmemize neden oldu.
            Egemen Korkmaz transferi defanstaki bu açığı kapatmaya yönelik bir transfer gözükse de;isabetli bir hareket olarak gözükmüyor.Evet kime sorsak “Güçlü,çalışkan,hırslı” cevabını alıyoruz.Fakat bildiğiniz gibi bu özelliklerin  yeterli olmadığını birçok örnekte gördük.Beşiktaş’ın ayağına hakim bir defans oyuncusuna gereksinime ihtiyacı var.Egemen’in teknik özellikleri bunu karşılamıyor.İbrahim Toraman da aynı özelliklere sahip.Egemen,orta sahaya oyun kurma konusunda yardımcı olacak vasıflara sahip değil.Tamam,Türkiye liginde gücün çok önemli olduğunu bana Lugano örneğini vererek anlatabilirsiniz.Ama Avrupa’da o Lugano’nun ne hallere düştüğünü anlatamazsınız.
             Şu bir gerçek ki; artık şu anlayış yıkılmalı.Sokak aralarında top oynarken iri yarı,yeteneği kısıtlı arkadaşları defansa ;futboldan hiç anlamayanları kaleye aldığımız günler geride kaldı.Büyük (ekonomik,sportif)bir takım olmak istiyorsak yetenekleri birbirine yakın ilk 11 kurmamız gerekiyor.Bu ister defans olsun,ister forvet…Bunu yapmak için de tekniği yüksek defans oyuncuları bulmak zorundayız.Egemen’i sırf bonservisi elinde diye transfer etmek sadece “yaptım oldu” anlayışının göstergesidir.Kısa dönemlik bir planlamanın ürünüdür.Bu hareketlerin ileride takımları nasıl zor durumda bıraktığı unutulmamalıdır.(tazminat ödeyerek yollamalar)Bazılarınızın “Beşiktaş seneye 3 kupada mücadele edecek kadro genişliği lazım” dediğinizi biliyorum.Fakat sırf kadro genişliği için takımı ekonomik darboğaza sokup gençlerin önünü tıkamak ne kadar doğru onu da sizin vicdanınıza bırakıyorum.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Tayfur Havutçu doğru seçim mi?



Futbol yaşamına Almanya’da başlayan Tayfur Havutçu, profesyonel olarak sahalara SV Darmstadt 98 forması ile adım attı. 2. Bundesliga ekibi Darmstadt'ta ilk maçına 7. hafta maçı olan Wuppertaler SV karşısında çıktı.Sonrası ise bildiğiniz gibi.”Almanya’da futbol yaşamına başlayan her Türk bir gün Türkiye’ye dönecektir” tezini doğrulayarak 1993-1994 sezonu başında yöneticilerin isteğiyle Fenerbahçe SK'ya transfer oldu. Teknik direktör Alman Holger Osieck döneminde takımın önemli isimlerinden biri oldu. 29 Ağustos 1993'te İzmir'de oynanan Altay maçı ile ilk kez resmi olarak Fenerbahçe formasını giydi.
             Tayfur Havutçu  orta sahada görev yapıyordu.Tipik bir Alman dsipliniyle mücadele ediyordu.Ondan kıvrak hareketler bekleyip asist ummak hayalcilikti.Ama aldığı görevi kusursuz yerine getirirdi.Daha önce de dediğimiz gibi tipik bir Alman tarzı futboluna sahipti.Futbol yaşamına daha sonra Kocaelispor’da devam eden Havutçu,burada Mustafa Denizli ile çalışma fırsatı buldu.İki sezon Kocaelispor tecrübesinden sonra ise adının bütünleştiği Beşiktaş’a transfer oldu.
            Aynı zamanda dönemin Beşiktaş Başkanı Süleyman Seba’nın akrabası olan milli futbolcu,Beşiktaş’da sayısız başarılara imza attı.Takımın sevilen kaptanı olmayı başardı.Mütevazi olması,çalışkanlığı,uyumluluğu her zaman dikkat çekti.Artık Beşiktaş’ın çocuğu olmuştu.
          Futbolu bıraktıktan sonra,antrenörlük kursuna giden Havutçu,Mustafa Denizli ile tekrar çalışma fırsatı buldu.Mustafa Denizli’nin rahatsızlanması sonrası  yerine geçen Bernd Schuster’in de başarısız olması,Tayfur Havutçu’yu takımın başına geçmesini sağladı.
        Şimdi ise,2+1 anlaşma sağlandığı konuşuluyor(yazı yazıldığında imzalandı)Ben bu konuya oldukça temkinli yaklaştığımı belirtmek isterim.Gerekçelerimi ise şöyle sıralayabilirim:
-Kayseri’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile oynanan maçta, Ortaköy sokaklarında gezer gibi sahada dolaşan Guti’ye dakikalarca tahammül etmesi.Maçı seyreden 7 yaşındaki çocuğun bile gördüğünü görememesi ya da görmek istememesİ benim kafamda soru işaretleri oluşmasına neden oldu.İlerisi için tehlike işareti olarak gözüktü.Q7,Simao,Almeida,Forlan(gelirse),Fernandes gibi yıldız!  oyunculara acaba Tayfur Havutçu sözünü geçirebilecek mi? En büyük sorun olarak göze çarpıyor.
-Bu takım zamanında Ertuğrul Sağlam’ı,Rıza Çalımbay’ı da takımın başına getirdi.Sonuçlarını hepimiz biliyoruz.Onlar da Beşiktaş’ın çocuğuydu( ne demekse).Ortada bir zaman sorunu vardı.İkisi de pişmeden takımın başına geldi.Camiayı kaldıramadılar ya da kaldırmalarına izin verilmedi .Kimse oraya bakmaz.Sportif başarıya bakar.O da maalesef yoktu.
-Acaba taraftar sabredebilecek mi?”Beşiktaş’ın çocuğu Tayfur Havutçu” umarım başarısızlıklar sonrası başka bir çocuk şeklinde anılmazJ
-Yönetim.2+1 sözleşme imzaladı ama hala bende güven uyandırmadılar.Arkasında duracaklarını sanmıyorum.Teknik direktör arayışları devam ediyor.Havutçu’nun yardımcı olarak kalacağı yönünde duyumlar geliyor.Zaman bize bu konuda yardımcı olacak gibi.
         Yukarıda çizdiğim durum karamsar olabilir.Keşke bu duruma daha iyimser bakabilsem ama yaşadığım tecrübeler beni böyle düşünmeye itiyor.Malesef Tayfur Havutçu,güven uyandırmıyor.Beşiktaş’ın Avrupa başarılarının gelecek mimarı olarak durmuyor.Peki sen kimi düşünüyorsun? Diye sorduğunuzu biliyorum.Ben klasik olacak ama yerli hocadan yanayım(Tayfur Havutçu dışında) Eğer sağlık sorunları el verirse Mustafa Denizli’nin dönmesi taraftarıyım.Bu kadroyu anca o kaldırabilir.Yabancı konusunda ise tercihim tabiki Lucescu’dur.