16 Şubat 2011 Çarşamba

Herkes Üzüldü


                Dile kolay koca 10 yıl Beşiktaş formasını terletmek… Takımın kaptanlığına yükselmek, hangi teknik direktör gelirse gelsin vazgeçilmez olmak. Tribünlerin ‘deli’ diye çağırdığı birinden bahsediyoruz. Bu tribünler rakip taraftarlarından oluşmuyordu. Kendi taraftarları böyle çağıyordu İbrahim Üzülmez’i…
                O kadar yetenekli değildi. Oyun zekası , bir kanat oyuncusu olmasına rağmen yaptığı ortaları kimseyi mutlu etmezdi. Ama çalışkandı, azimliydi, pes etmeyi bilmezdi. Kim gelse gelsin formasını kaptırmazdı.
               İki sene öncesine kadar her şeyde yolundaydı. Önce İbrahim Toramanla terlik tartışmasına girdi. Kaptanlığı elinden alındı; kadro dışı kaldı. 2 gün önce de tartışma yeniden alevlendi. Bu sefer iş ciddiydi ve sonucu kadro dışı kalmaktan daha ağırdı. Sözleşmesi feshedildi.
               Durum böyle olunca her kafadan sesler çıkmaya başladı. Kimisi “Büyük kaptana bu yapılmazdı” , “Yönetim haksızlık yaptı” diyerek yöneticileri topa tuttu. Kimisi “ Schuster işi büyüttü” diyerek topu teknik direktöre attı. 


                 Kim ne derse desin ben Yıldırım Demirören ve yöneticilerin aldığı kararı yerinde buluyorum. Çünkü alınan karar duygusal değildir. Hiç kimsenin takımda ayrıcalığı olmamalıdır. Sonuçta Beşiktaş Spor Klübü bir şirkettir. Yapacağınız bir duygusallık şirketin imajını yerle bir edebilir. İbrahim’in takımda sevilen bir futbolcusu olması, kaptanı olması alınan bu kararı etkilememelidir. Ayrıca takım içindeki dsiplini sağlamak için de bu karar zaruridir. Peki her şey doğru bir şekilde mi yapılmıştır?
Tabi ki hayır… İbrahim Toraman’ a ceza verilmemesi bir hatadır. İbrahim üzülmez’in sözleşmesini feshetmek ne kadar doğruysa; jübile teklif etmek, alt yapının başına geçirme teklifi getirmek o kadar hatadır. İki yüzlülüktür. Dsiplin suçundan ceza alan bir kişinin alt yapıdaki gençlere örnek olabileceği nasıl öngörülebilir?
İbrahim Üzülmez şüphesiz ki işine saygısı yönünden herkesin takdir ettiği bir futbolcudur. Ama hayatta yaptığımız bazı hataların da geri dönüşümü yoktur. Herkes yaptığı hatanın elbet cezasını bir şekilde öder. İbrahim sinirlerine hakim olamayarak cezasını böyle ödemiştir. Bu cezayı vefasızlık diye suçlayanlara tavsiyem elmalarla  armutları birbirine karıştırmamaları yönünde olacaktır. Öyle ki kendi şirketlerinde yapamayacakları bir fedakarlığı başkalarından beklemek sadece bencillikten öteye gidemeyecektir.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgililer Günü Hediyesi

       
        Fenerbahçe, Şükrü Saraçolu Stadı’nda karşılaştığı Kayserispor’u 2-0 mağlup etti.


        Fenerbahçe’nin derbi öncesi son maçı sanılanın aksine kolay geçti. Kim ne derse desin Şükrü Saraçoğlu stadı rakip takımlar için tam bir kabus. Öyle ki rakip takımlar için maçın ilk dakikaları çok zor geçiyor. Hem takım hem de seyirci dinç oluyor. Nitekim Fenerbahçe-Kayserispor maçı da böyle başladı.

      Fenerbahçe maçın ilk dakikasında öyle bir presle oyuna başladı ki Kayserispor, neye uğradığını şaşırdı. Seyirci desteğini de arkasına alan sarı lacivertli ekip, Volkan Babacan’ın büyük hatasıyla 3.dakikada golü buldu. Kayserispor şimdi kendine gelir diyenler hayal kırıklığına uğradı. Kayseri ekibi koca ilk yarı tek doğru atak gerçekleştiremedi. Golün şokunu bir türlü üstlerinden atamadılar. Çakılı defans oyuncuları yerlerinden kıpırdamadı. Hal böyle olunca da bütün yük Amrabat gibi teknik seviyesi yüksek oyunculara kaldı.
     Koca ilk yarı tek bir şut atamayan Kayserispor, ikinci yarıya da aynı tempoda başladı. Fenerbahçe ise baskısını sürdürerek dönen bütün topları topladı. Ayağa toplarla rakibinin fizik gücünü zayıflatmada oldukça başarılıydılar. Kayserispor risk almaya 60.dakika başladı. Artık pozisyon bulmaya başlarlar dediğimiz zamanlarda bile etkisizdiler. Kazanılan bir korner atışında Fenerbahçe’nin  gizli golcüsü Lugano ile farkı ikiye çıkarınca Kayserispor beyaz havluyu sallamaya başladı. Bu gole ayrıca değinmek istiyorum. Fenerbahçe’yi az çok bilen bir kişi bile duran toplarda Lugano’ya oynanılacağını bilir. Herhalde Tolunay Kafkas koca bir hafta güzel bir tatil yapmış. Lugano o kadar kolay bir gol attı ki kendisi bile şaşırdı. Bu kadar amatör goller yiyince mağlubiyet de kaçınılmaz oluyor maalesef. Bu günkü Kayserispor tamamen silik bir görüntü sergiledi. Kaleyi bulan ilk şutun 77.dakikada olması her şeyi özetliyordu aslında.
          Fenerbahçe ligin ikinci yarısında oynadığı bütün maçları kazanarak büyük moral depoladı. Bunu sanılanın aksine güzel futbolla başardılar. Bugünkü maçtan inanıyorum ki Fenerbahçeliler hem oynanan futboldan hem de skordan memnun olarak ayrıldılar. Bakalım haftaya Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde de sarı lacivertli ekip aynı futbolu ve skoru elde edebilecek mi?

Göze batanlar:

Issiar Dia: Özellikle ilk yarı Kayserispor’un sağ kanadın felç etti. Santosla oldukça iyi anlaştı. Takımını ateşleyen oyuncuydu.
Mehmet Topuz: Son haftalardaki başarılı futbolun sürdürdü. Gücüyle oynaması en büyük özelliği. Sahada basmadık yer bırakmadı.
Noureddine Amrabat: Elinden geleni yapmaya çalıştı. Ama takım arkadaşları uykuda olduğundan yalnız kaldı.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Acı baklava


                   1 haftada 2. Kez karşılaşan takımların mücadelesinden galibiyetle ayrılan yine Gaziantepspor oldu.

                 Doğrusunu söylemek gerekirse kim bana “bu maç çok heyecanlı geçecek” dese “hadi oradan” derdim. Malumunuz  Galatasaray hem futbol olarak hem de başarı olarak en kötü sezonunu yaşıyor. Ama iki takımın kupa mücadelesi; özellikle 2. Yarısı heyecan dolu geçti. Futbol için her şey vardı. Seyir zevki üst seviyedeydi. Hal böyle olunca insan lig mücadelesinde de aynı ortamı arıyor.
                  Maçta kaldığı yerden başladı. İki takımda açık, kazanmaya oynuyordu. Zaten Gaziantepspor teknik direktörü Tolunay Kafkas beraberliğin iki takıma da yaramayacağını söylemişti. Takımını da ona göre çıkarmıştı. Hagi ise Kewell’ın yokluğunda genç oyuncu Ali Dilaver’e şans vermişti. Takımın golcüsü Mılan Baros kulübede maçı izliyordu. Şeytan üçgenini Stancu, Ali dilaver, Kazım şeklinde oluşturmuştu. Galatasaray ataklarını sağ kanattan Kazım önderliğinde gerçekleştiriyordu ki gol atayım derken kalesinde İsmael sosa’nın sokakta ‘beşik arası’ diye tabir ettiğimiz golü geldi. Tabi sokaktaki gibi gol 5 değil 1 gol değeri kazanıyordu ama Zapata’yı da yerin dibine geçiriyordu. ( Ufuk’u eleştirenlere selam, yabancı hayranlığına yuh olsun). Daha 5. Dakikada gelen gol tabi sarı kırmızılı ekibi sarstı. Oyunun hakimiyetini maç boyunca eline alamadı.
               Burada Gaziantepspor’un hakkını yemeyelim. Gerçekten Tolunay Kafkas çok güçlü bir takım kurmuş. Oyun dsiplininden kopmuyorlar. Yeni transferler takıma çabuk adapte olmuş. Takımın generalleri ve askerleri belli.Özellikle Wagner bir maestro gibi. Topu kim ayağına alsa onu arıyor. O da hakkını veriyor. Bulgar oyuncu Ivanov Papov Galatasaray’ın sağ kanadını öyle etkili kullandı ki Hagi Sabri’yi oyundan almak zorunda kaldı. Takımda herkes görevinin bilincinde.Takım, bir makine gibi işliyor. Hal böyle olunca da rakip takıma top göstermediler. Koca 90 dakika boyunca aklımızda kalan bir tek Culio’nun şutu var…
               Maçın ikinci yarısında skoru korumaya çalışan Gaziantepspor, ayağa paslarla topu kendisinde tutmaya çalıştı; bunda da başarılı oldu. Uzun toplarla Cenk Tosun’u kaçırmaya çalıştı. Fakat genç forvet tecrübesizliği nedeniyle hep ofsayta takıldı. İlerleyen zamanlarda da gol olmayınca Gaziantepspor rakibini 1-0 yendi.



Göze batanlar:

Wagner Ferreira: Hızlılığı,oyun zekası, tekniği göz dolduruyor. Göz hapsine aldığım futbolculardan.
Ivanov Popov: Galatasaray’ın sağ kanadını felç etti. Yetenekli,hızlı bir oyuncu.
Bogdan Stancu: Takımının ayakta kalan tek oyuncusu. Elinden geleni yaptı ama golünü bir türlü atamadı.
Robinson Zapata: Yediği hatalı golle kafadalardaki soru işaretlerini çoğalttı.

3 Şubat 2011 Perşembe

Cenk Gönen ve yetenek


              Cenk Gönen… 21 Şubat 1988 İzmir doğumlu genç kaleci. 2009’dan beri Ümit Milli takımını koruyan eski Göztepeli file bekçisi.( bu tabire de bayılıyorum ‘bekçi’)


               Hikayesini anlatmaya gerek yok. İsteyen kutsal kaynak! Wikipedia’dan öğrenebilir. Bizim dikkatimizi çeken toplumdaki ‘yetenek’ algısı.
                Peki nedir yetenek?  “Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği, kabiliyet, istidat” diyor TDK…
               Geliştirilebilen bir olgu mudur? Tüm bu sorular benim kafamı kurcalıyor. Ne zaman bir yerde maç seyretsem “Bu çocuk çok yetenekli yahu” sözlerini duyuyorum. Eminim siz de duymuş veya söylemişsinizdir. Bir yetenek bolluğudur ki gidiyor… O yeteneklerden biri de genç kaleci Cenk Gönen.
               Soğukkanlılığı, refleksleri en büyük artıları. Yaşı 23. Çoğu kişinin  ‘genç’ diye tabir ettiği yaş. Bana göre tartışılır. Zira Casillas Real Madrid’in kalesine gençtiğinde sadece 18 yaşındaydı. O zaman ona ne diyeceğiz diye sorarlar adama ki; hiç hoş olmaz kannımca… Herkesin ortak görüşü Cenk Gönen’in Beşiktaş’ın uzun süre kalesini koruyacağı şeklinde. Benim de temennim o. Fakat kendisinin çok abartıldığını düşünüyorum. Yaptığı birkaç kurtarışı sonrası göklere çıkarılmasına kızıyorum. Yediği hatalı goller sonrası yerin dibine geçirilmesine kızdığım gibi.
                Cenk’in bir başka özelliği kendine çok güvenmesi. Yüzünden bu güveni kolayca anlayabiliyorsunuz. Ama kendinize aşırı güvenmeniz hata yapmanızı engelleyemiyor. Kimse hata yapmak istemez. Ama kendini de tanır; ona göre hareket eder. Cenk böyle yapmıyor. En küçük hatanın bile ağır sonuçlar doğuracağı bölgelerde riskli hareketler yapıyor. Bir kalecinin en büyük görevi zaten kaleye gelen topların gol olmasını önlemektir. Bunu yaptığı zaman o kişiyi övmenin manası yok.Kalecinin amacı, yaptığı diğer hareketlerle farkındalık yaratmak olmalıdır. Mesela ayaklarını düzgün kullanabilmek,topu oyuna başarılı bir şekilde sokmak,zaman zaman takımının ön liberosu olmak… Peki Cenk Gönen bunları başarabiliyor mu? Aranması gereken özellikler  bunlardır. Bu kriterlerin cevapları  Cenk Gönen’in ‘yetenekli’ veya ‘yeteneksiz’ olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.