7 Ekim 2012 Pazar

Soldan Soldan Geliyorlar


Fenerbahçe: 3 Beşiktaş: 0

            İki yönetim sorunu yaşayan takımın mücadelesinde gülen ekip Fenerbahçe oldu.

            Maça yılan hikayesine dönen, sol bek kriziyle başlayan Beşiktaş’ta işler 13.dakikada bitti. Tek silahı mücadelesi olan siyah beyazlı ekibin bu özelliği bu akşam olmayınca farklı mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Beşiktaş’ı artık etkisiz hale getirmenin taktiğini sokaktaki çocuk da biliyor. Fernandes’in başına bekçi koy, olur da atak yaparlar diye kanatları kapa, stoperlere önde basarsan; maçı kesin alırsın. Bu akşam da aynı sahneyi izledik. Takımın en zayıf bölgesi olan sol taraf metrobüs yolu olunca Fenerbahçe de akbil kullanarak geçti. Uğur Boral, sol bek oynamaktan sol açık oynamayı unutunca Beşiktaş’ın galibiyeti mucizelere kaldı. Bu oyuna dayanamayan Veli’de eve erken gitmeyi tercih edince maç antrenman maçı havasına büründü.


                              Alex’siz son oynadığı 2 karşılaşmadan galip ayrılan sarı-lacivertli takımda bu akşam her şey yolundaydı. Özellikle orta sahayı maç boyu elinde bulunduran Fenerbahçe, rakibinin en zayıf noktası olan sol tarafından ataklarını gerçekleştirdi. Gökhan Gönül’ün muhteşem performansı da buna eklenince; maç ilk yarıda bitti. Alex oynadığında onun açığını kapatmak için oynatılan Mehmet Topuz olmayınca Fenerbahçe’nin orta sahası çok daha teknik görüntüye sahip oldu. Meireles, Mehmet Topal, Baroni birbirini ezberlemiş gibi. Seri paslarla hem rakibi yoruyorlar, hem de takımı atağa çıkarıyorlar.


                              Çok zorlanmadan kolay bir galibiyet alan Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda ilerlemeye devam etti. Beşiktaş ise, Ocak ayının gelmesini dört gözle bekleyecek gibi. Bütün umutlarını iki oyuncuya bağlayan, taktik yönünden karnesi pek iyi olmayan bir başa sahip olan siyah-beyazlı ekibi zor günler bekliyor. Olan yine taraftara oluyor.

Göze Çarpanlar: 

Gökhan Gönül: 2 gol atarak ve muhteşem mücadele göstererek sahanın yıldızı oldu.

Uğur Boral: Sol bek oldu olmadı. Sol açık oldu olmadı. Yedek kulübesi son istasyonuydu.

Samet Aybaba: Ona sorarlar mı '(Samet'e sor)  bilemem ama 3-0 mağlup olduğu halde oyuna forvet sokmayarak  tarihe geçti.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Aynı Senaryo


Beşiktaş:0  Sivasspor :1



          Sadece kadın ve çocukların izlediği maçları ‘seyircisiz’ olarak nitelendiren ülkemizde oynanan Beşiktaş Sivasspor maçını kazanan kırmızı-beyazlı ekip oldu.

           Beşiktaş için artık her hafta aynı şeyi söylüyoruz. Kadro buna izin veriyor, bazı oyuncuların performansı önemli rol oynuyor, saha kenarında gereken taktik yardımı gelmiyor…

         Bu akşam da Fernandes’in ayaklarına Almeida’nın kafasına bakan Beşiktaş pozisyon bulmakta zorlandı. Rakibi oynatmama parolasıyla çıkan kırmızı- beyazlı ekip karşısında çaresizleri oynadı. Kadir Bekmezci’yi Fernandes’i tutmakla görevlendiren Rıza Hoca beraberliği garantiledi; galibiyete de ‘olursa’ dedi. Veli, Necip de sadece defansif katkıda bulununca Almeida top almak için orta sahalara gelmek zorunda kaldı. Durum böyle olunca da Beşiktaş’ın gol atma şansı duran toplara kaldı. Beşiktaş’ta çoğu yerde bu kadroyla değişiklik yapamazsınız ama bir yerde oynama yapabilirsiniz. Uğur Boral hem yüz ifadesiyle hem de yeteneğiyle “ben bu bölgenin oyuncusu değilim” diye bağırıyor ama bazıları! duymuyor.  Buraya Ersan Gülüm’ü koyup, Uğur’u sol açık oynatmak daha doğru olacaktır. Böyle bir değişiklikte de tabii ki Holosko’ya yedek kulübesi gözüküyor.


                   Sivasspor ise beklenenin aksine oyunu kendi yarı sahasında kabul etti. Rakibin en etkili oyuncusuna 2-3 kişi basarak etkisiz hale getirdi. Almeida’ya da top aldırmayınca da oyunu kilitledi. Hücum olarak onların da sınıfta kaldığı maç da böyle olunca  sıkıcı olmaktan öteye gidemedi.

                   Şampiyonluk kazanmış tüm takımların puan kaybettiği haftada Beşiktaş da ‘ben de varım’ dedi. İki haftada sıfır çekerek, taraftarını üzmeye devam etti.

Göze Batanlar: 


Kadir Bekmezci: Fernandes'e göz açtırmadı. Bunun yanında hücuma da destek verdi.

Aatif Chahechoue: Beşiktaş'ın sağ kanadını felç etti. Hızlılığıyla golünü de attı.

28 Eylül 2012 Cuma

Ordu Gibi Takım



                                                                                           Orduspor: 2 Galatasaray: 0
       
İki namağlup takımın karşılaşmasında gülen ekip Orduspor oldu.

          Her maça  en az 1-2 değişik oyuncuyla çıkan Galatasaray aynı taktik anlayışıyla oyuna başladı. Fakat Hamit’in sakatlanması oyun anlayışında değişiklik yapmasına neden oldu. Oyunu kanatlara yayarak pozisyon bulmaya çalışan sarı-kırmızı ekip adeta kanatlarda bir orduyla karşılaştı. Orta saha maç boyunca Galatasaray’da gibi gözüktü ama Ordusporlu oyuncular, top kendi yarı sahalarına girince bu hakimiyeti kendi lehlerine çevirdiler. Bunu yaparken, her oyuncuya iki kişi bastılar ve kontra atağa çıkarak pozisyon bulmaya çalıştılar. Hal böyle olunca da Burak ve Elmander topa hasret kaldılar.

           Orduspor Hector Cuper yönetimiyle maç boyunca mükemmel bir oyun sergilediler. Galatasaray herhalde en az pozisyonu bu maçta buldu. Sarı-kırmızı ekibin en zayıf noktası olan sol kanattan ataklarını geliştiren Orduspor, Amrabat’ın yardımıyla bunu maç boyunca gerçekleştirdi.  Top rakipteyken, takım olarak geri çekilerek savunma yaptılar. Kazandıkları toplarla da kontra atağa çıktılar ve bunu takım olarak mükemmel gerçekleştirdiler. Takımda bir bir kişinin sivrilmemesi takım oyunu oynadıklarının göstergesi olarak göze çarpıyor.


                                Sahasında  yenilgi yüzü görmeyen Orduspor mükemmel futboluyla maçta galip ayrıldı. Eski oyuncularıyla yıkılan sarı-kırmızılı ekip ise, rakibi kadar mücadele etmediği için ligdeki ilk yenilgisini aldı.


Göze Çarpanlar: 

Hasan Kabze: Çok topla buluşmadığı maçta 1 gol 1 asist yaparak takımını galibiyete taşıdı. 

Barış Şimşek: Orduspor'un net penaltısını vermeyerek kolay bir maçta ciddi bir hata yaptı.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Psikolojisi Bozuk Maç




Fenerbahçe:0  Trabzonspor:0

 
              Hala çoğumuzun “derbi” diye adlandırdığı Fenerbahçe-Trabzonspor maçından galip gelen çıkmadı. Maçı yorumlamak için sahaya değil yedek klübelerine bakılmalı. Bir yanda her maçta eleştirilen Aykut Kocaman. Bir yanda kredisi sonsuz olup ama zaman zaman eleştirilen Şenol Güneş…

             Fenerbahçe’yi teknik olarak incelemek istiyoruz ama bu şartlarda mümkün görünmüyor. Takımın psikolojik bir baskı altında olduğu aşikar. Futbolcuların aklı karışık olduğunu yapılan her atakta açıkça görüyorsunuz. Hiçbir atakta organizasyon yok. Topu alan bir an önce karşı yarı sahaya geçmenin yolunu arıyor. Stoch, Alex, Mehmet Topuz bir sazın ayrı teli gibi. Hepsi ayrı ses çıkarıyor ve akortları bozuk olduğundan ritmi yakalayamıyor. Takımda çalışan, bir şeyler yapmaya gayret gösteren oyunculardan sadece bir Raul Meireles var. O da takımda yeni olduğu için olaylardan daha etkilenmemesinden kaynaklanıyor. Alex, Stoch, Mehmet Topuz topu Sow’la bir türlü ceza sahasında buluşturamayınca da Fenerbahçe’nin gol bulması da şansa kalıyor.


                 Yabancı cenneti Trabzonspor’da Kadıköy’e kazanmak için geldiğini ofansif oyuncularının fazlalığıyla kanıtlıyor. Özellikle Alanzinho’nun hızlı ve teknik özelliğini kullanmak isteyen Şenol Güneş bunu maç boyunca elde etti. Hücuma genelde kontra atakla çıkmaya çalışan bordo mavililer, bunu Sapara, Halil, Olcan ile gerçekleştirdi ama sonuca gitmeyi ya direkler ya Volkan ya da Olcan’ın son vuruş eksikliği engelledi. Orada da psikolojik baskı olduğunu görüyoruz. Fakat bunu yaratan Trabzonspor yönetimi ve Şenol Güneş. Her maç sonunda şike soruşturmasını gündeme getirmeleri, hem kendi takımlarının eksiklerini görmelerini engelliyor hem de diğer takımların tepkisini çekiyor.

               Adeta 90 dakika orta sahanın olmadığı karşılaşmada ‘şu takım galibiyeti hak etti’ diyemedik. Futbol kalitesinin vasat olmasını teknik kapasitelere değil;  takımların psikolojik durumlarına bağlamamız futbol algımızın ne kadar arızalı olduğunu gösteriyor. Bir teknik direktör, çevre baskısından dolayı kötü oynayan oyuncuyu çıkaramıyor. Futbolcular şaşkın, kimi dinleyeceklerini bilemiyor. Kim bilir belki de bir anons bekliyor. Biz de televizyonumuzu açıp futbol bekliyoruz…

Göze Çarpanlar:

Raul Meireles: Takımında ender bir şeyler yapmaya çalışan oyuncuydu.

Souleymane Bamba: Maç boyunca Sow’a ve diğer Fenerbahçe’li oyunculara top göstermedi. İyi bir defans olduğunu kanıtladı.

Olcan Adın: Teknik kapasitesi yüksek, hızlı fakat son vuruş eksikliği yüzünden takımı galibiyeti kaçırdı.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Yönetimsiz Beşiktaş!


            Özellikle Gaziantepsporlu oyuncuların merak ettiği Fernandes’in oynayıp oynamayacağı sorusunun belli belli olmadığı karşılaşmada galip gelen takım kırmızı-siyahlı ekip oldu.

                İlk yarısında Beşiktaş üstünlüğüyle biten karşılaşmada, orta saha üstünlüğü Beşiktaştaydı. Veli,Necip, Olcay üçgeniyle bütün topları kapan siyah beyazlı ekip çok fazla pozisyon vermeden ilk yarıyı üstün tamamladı ama aksaklıklar göze çarpıyordu. Her atağın Uğur Boral’ın kanadanından gelmesi önlem alınması gerektiğini söylüyordu.
İkinci yarı ise, Gaziantep’in üstün bir oyunu vardı ama bu üstünlüğü yaratan teknik direktörlerdi. 

                              Hikmet Karaman, devre arasında dersine iyi çalışmış. Kaybedeceği bir şey olmayacağının bilincinde olarak ikinci yarıya Ismail Sosa ile başladı. 4-3-3 sistemine döndü, stoperleri orta sahaya çıkararak Beşiktaş’ı yarı sahasına hapsetti. Topları kanatlara; özellikle Hilbert’in olduğu tarafa yaptırdı. Sonra da uzak direğe ortalayarak en zayıf halka olan Uğur Boral’a gönderdi. Bunu bir Boral bir de Samet Aybaba fark edemedi. Nitekim gol de böyle geldi.

                             3 haftadır yazımda belirtiyorum. Samet Aybaba’nın taktik anlayışı, oyuna müdahalesi, oyuncu değişiklikleri çok zayıf. İkinci yarıda Hikmet Karaman’ın gol için saldıracağı aşikardı, takımı geriye çekti. 4-4-2 ye dönüp, Batuhan’ı oyuna alıp, Holosko’yu çıkaracağına Erkan Şaş’ı almasına herhalde oyuna giren oyuncu da şaşırmıştır. Erkan Şaş oyuna girebilirdi ama Uğur Boral’ın yerine… Bütün hatalarına rağmen oyunun 2-1’e gelmesi bile Allah’ın Samet Aybaba’ya bir lütfuydu ama Sivok’un hatası takımın kaderini değiştirdi. 2. Yarıdaki oyunuyla ve Hikmet Karaman’ın taktiğiyle maçı hak eden, siyah kırmızılı ekip, bunu da Orhan Gülle’nin mükemmel golüyle elde etti.

                            Tamamen birbirinden farklı yarıların oynandığı karşılaşma bol gollü bitti. Hikmet Karaman, futbolun aynı zamanda taktik savaşı olduğunun dersini verdi. Samet Aybaba’lı Beşiktaş’ın ise gelecek maçlarda çok sıkıntı yaşayacağının da sinyalleri verildi.


Not: Bir yanda yönetimiyle aylardır eleştirilen Aykut Kocaman. Bir yanda Kocaman’ın hatalarının iki katını yapan Samet Aybaba. Biri eleştiriliyor, birinin ismi ağza alınmıyor. Dikkat!

Göze Çarpanlar:

Hugo Almeida: Bir gol, bir asist yaptı. Uğur Boral'a orta yapmayı öğretti.

Manuel Fernandes: Tek başına takım. Özellikle 1. yarı çok etkiliydi.

Hikmet Kararaman: Bir oyun nasıl alınır? Dersini verdi.

Serdar Kurtuluş: 2. yarı takımının liderliğini aldı. Oyunu yönlendirdi.

18 Eylül 2012 Salı

Ölçüsüz Maç


               En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Maalesef rakip olarak dahi göremeyeceğimiz Elazığspor, bu ligde eğer takımlarında değişik yapmazlarsa misafir görünümünde.

               Beşiktaş ise, bu zayıf rakibi karşısında ilk 45 dakikada ceza sahasına girmekte zorlandı. Samet Hoca’nın Olcay’dan bir sol açık yaratma çabası bu duruma ortam hazırlıyor. İlk yarıda karşı karşıya kalınan iki pozisyonda da Olcay’ın parmağının olması; bu oyuncunun ‘ben forvet arkasıyım’ diye bağırması hocanın umrunda değil.  Fernandes’in eski alışkanlık olarak sürekli ön libero oynaması, takımın yaratıcılığını engelliyor. Beşiktaş 4-1-4-1 şeklinde oynuyor. İki sağ açıktan kadro darlığından dolayı sağ ve sol bek yapıyor. Holosko ve Olcay’ında tam kanat oyuncusu olmamasından dolayı pozisyon bulmakta zorlanıyor. Samet Hoca  Olcay’ı Fernandes’le özellikle zayıf ekipler karşısında forvet arkasında oynatmalı. Ayrıca Erkan kaş’ı sol beke monte ederek Uğur’un gerçek yerinde oynamasına olanak sağmalı. Bu durumda Veli’ye yedek klübesi görünüyor tabii. Skor bence kimseyi aldatmasın ya da havaya sokmasın. Samet Hoca bu zayıf rakip karşısında  skora rağmen oyuna katkısı bakımından sınıfta kalıyor. Belki de hayatının maçını çıkaran Necip’i oyundan alıyor. (Fernandes yerine). Ya da yorulan Olcay yerine Holosko’yu geriye çekiyor. Beşiktaş’ın daha ciddi maçlarda sıkıntı yaşaması olası görünüyor.


                                 Elazığspor ise bu ligin toplama takımı. Bülent Uygun transfer aşığı bir politika izlediğinden ve kısa vadeli düşündüğünden gittiği her takımda  başarısızlık yaşıyor. Dünkü maçta, taktikleri önde basarak, siyah beyazlı ekibin oyunu kurmasını engellemekti. Fernandes’e top gelince 2 kişiyle basmak bir başka taktikti tabii. Oyunlarını rakibi oynatmayarak düzenleyen takımların başarı her zaman düşüktür. Dün gecede bu durum bizi şaşırtmadı.

                                 Bir antreman maçı havasında geçen maçta Beşiktaş galip geldi. Bu rahat maçı bile yönetmekte eksik kalan Kuddusi Müftüoğlu ise  dikkat çeken bir başka kişiydi. Beşiktaş hırsıyla, mücadelesiyle bu sene farklı bir tablo çiziyor ama sıkıntılar hala devam ediyor. Dikkat!

Göze Batanlar:

Necip Uysal: Kariyerinin en iyi maçını çıkardı diyebiliriz. Bitmeyen hırsıyla dikkat çekiyor

Kuddusi Müftüoğlu: Sivok'a kırmızı göstermeyerek maçın kaderini belki de etkiledi.

2 Eylül 2012 Pazar

Sağlam Mağlubiyet!


               Ligin en iyi pas yapan iki takımın mücadelesinde gülen taraf Galatasaray oldu. Pas yapmak kimi zamanlarda takımın rahatlamasına, kolay pozisyon bulmasını sağlar ama kimi zaman da zaman kaybından öteye gidemez.

               Bugünkü karşılaşmada da bu sıkıntıyı Galatasaray’da 1.yarıda gördük. Kadrosunda Hamit, Selçuk, Emre, Melo gibi oyuncular bulunduran sarı kırmızı ekip, pozisyon bulmada sıkıntı yaşıyor. Özellikle kapanan ekipleri  açmak için duran toplara ihtiyaç duyuyor. Bugünkü karşılaşmada da Umut’un attığı gol, ne demek istediğimizi açıklar nitelikteydi.

                   Kadrosunda birden çok yetenekli oyuncu barındıran takımlarda isimler oyunun kaderini belirliyor. Bugünkü karşılaşmada da gördük ki; Hamit bu takımın torpilli oyuncusu… Geldiği günden bu yana formsuz olduğunu Fatih Terim de farkında ama ısrarla onu oynatıyor. Bence kendi değerlerini hiçe sayıyor. Takımın kontrol tuşları Melo ve Selçuk bu akşam da görevlerini başarıyla tamamladılar. Takımlarının yenik duruma düşmesini engellediler. Fakat Galatasaray’ın defansı, ciddi tehlike sinyalleri veriyor. 2 maçta yenilen 5 gol durumu özetliyor. Bugünkü karşılaşmada da Dany’nin muhteşem performansı olmasa yenilen golün 2 de kalması mümkün olmayacaktı. Herhalde Fatih Terim, “yesem de atarım” şeklinde düşünüyor. Bu taktik ne kadar doğru ya da tutarlı onu da zaman gösterecek ama şu bir gerçek ki; iyi pas yapan ve hızlı kontra atağa çıkan her takım, Galatasaray’a kolayca gol atar.

                  Bursaspor’a gelirsek, Avrupa yorgunu olarak geldikleri bu zorlu deplasmanda, yine ‘sağlam’ın gazabına uğradılar. Gittiği her takıma yabancı hayranlığını götüren Ertuğrul Sağlam, yine taktik yetersizliğinden ve korkak futbolundan dolayı takımını mağlubiyete sürükledi. Maç 1-1 iken takımını geriye yaslayarak gole davetiye çıkaran Sağlam için Rıdvan’a gerek yoktu. Zaten hepimiz çoktan ‘gol olur’ demiştik. Zira maç 2-1 oldu ve orada da koptu. Timsahların bence en büyük rakibi başındaki kişi. Ertuğrul Sağlam 1 haftada 2 benzer mağlubiyet alabilen teknik direktör olarak tarihe geçebilir. Belki de hiçbir zaman bu kadar zengin olamayacak bir kadroyu da heba edebilir. Acilen ya kendinde hatayı aramalı ya da yol yakınken bu işine son vermeli, taraftarı düşünmeli.


                       Sarı kırmızılı ekip, iyi bir kadroya sahip olabilir ama bugünkü galibiyetini de biraz başka faktörlere borçlu. Pozisyon bulmada sıkıntı yaşayan ekipte ciddi bir şekilde de defans sorunu yaşanıyor. Ligde bu durum bir şekilde telafi edilir ama Avrupa’da işler biraz zorlaşabilir.

Göze çarpanlar:

Dany Nounkeu: Takımının en iyisiydi. Rakip forvetlere geçit vermedi.

Emmanuel Eboue: Tartışmasız ligin en iyi sağ beki. Bugün de görevini eksiksiz tamamladı.

Pablo Batalla: Ligin en iyi orta saha oyuncularından. Fenerbahçe için Alex ne ise; Bursaspor için de Batalla o. Takımının yine lideriydi.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

3A Ekseninde Galibiyet


           3A (Aziz yıldırım, Alex, Aykut Kocaman) kriziyle birlikte başlayan mücadelede Fenerbahçe 3-0 gibi bir skorla galip geldi.

              Oyun anlamında çok fazla konuşamayacağımız karşılaşmada isimler ön plana çıktı. Mert Günok, tanıdığım en duygusal kalecilerden olabilir. Oynadığı son 2 karşılaşmalarda vasat görüntü sergileyen Mert, bu akşam hayatının maçını oynadı diyebiliriz. Maça nasıl başlarsa; öyle devam ediyor. Oyuna Krasic’in ilk 11’de başlamasıyla bir hareket kazanan Fenerbakçe’de kim ne derse desin  Alex’in yokluğu gözleniyordu. Koşan bir takım görüntüsünde olan Fenerbahçe’de paslar yerini bulmuyor. Bir maestronun yokluğu hissediliyor. Kuyt ve Krasic Sow’u topla buluşturmada zorluk yaşıyorlar. Kanatlarda da yeteneği sadece defans yapmak üzerine olan Hasan Ali’de hücuma destek veremiyor. Gökhan Gönül sadece top getiriyor.  Ortada da 2 Mehmet, örümcek görevi görüp sadece top kapıyor. Hal böyle olunca da gol birazda “EL YORDAMI” ile geliyor.

                                     Gaziantepspor ise beklediğimden iyi bir oyun sergiledi ilk yarıda. Özellikle 10 numara İbricic forma numarasının hakkını veriyor. Oyun zekası, tekniği, çalışkanlığı dikkat çekici. Muhammed Demirci yetenekli bir futbolcu.  Şansızlığı Mert’in gününe rastlaması. Hikmet Karaman’ın takımları genelde hücumu düşünen, oyunu bozmaya çalışmayan bir oyun benimsiyorlar. Dün akşam da böyle bir oyun sergilediler. Fakat, orta alanda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Defans ve forvetler arasındaki mesafe çok fazla. Alanı daraltmada sıkıntı yaşıyorlar. Hücumda çoğalamıyorlar ama çoğaldıklarında etkili pozisyonlar yakalıyorlar.

                           Bir başkanın anonsla heyecan kattığı karşılaşma, Fenerbahçe’nin galibiyetiyle sonuçlandı. 3A’nın S. Moskova öncesi bir toplantı yapacağı kesin. Bu toplantı sonucu da rövanşı nasıl etkileyeceğinin sinyallerini verecek.

Göze Batanlar:

Mert Günok: Kariyerinin en iyi maçını çıkardı diyebiliriz. Skorun farklı bir şekilde bitmesinde payı büyük.

Halis Özkahya: Vasat üstü yönetiminde elle atılan golü göremeyerek oyunun sonucuna etki etti. Sınıfta kaldı

Senijad İbricic: Düşüncelerimi yazıda paylaştım. Hazır olmadığı söyleniyor. Hazır halini merakla bekliyorum.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Umutsuz bir başlangıç



                   Beşiktaş’ın belalısı İstanbul Büyükşehir Belediyespor Beşiktaş’ın başına çorap hep örüyor ama bu seferki hiç de zor olmadı desek yalan olmaz. Açıkçası Beşiktaş’ın bütün hazırlık karşılaşmalarını izledim. Bu maçı da sabırsızlıkla bekledim. Beşiktaş, oynadığı karşılaşmalarda genç oyuncularının da varlığıyla koşan, pres yapan ve taraftarı heyecanlandırabilecek oyunlar sergilemişti. Bu karşılaşmada da aynı performansı bekliyordum ama hayal kırıklığına uğradım.

                      Kimse ilk maç diye kendini kandırmasın. Beşiktaş’ta ciddi sorunlar var. Bu maçta da gördük ki; Samet Hoca Olcay’ı kanada resmen hapsetti. Zaten yetenekli oyuncu bakımından sıkıntıda olan Beşiktaş, top tutmada ciddi sıkıntılar yaşadı. Gençleri oynatmanın doğru bir davranış olduğunu ben de düşünüyorum ama sırf gençlere destek olmak için futbolcu oynatmak günü kurtarmak için davranmaktan öte bir şey değil. Beşiktaş gibi bir takımda oynamak için ayrı meziyetleriniz olması gerek. Emre Belezoğlu’nun 16 yaşında A takımda oynaması ve sırıtmaması demek istediğimi anlatır sanırım. Ben Hasan Türk’te aynı ışığı göremedim. Yedek olabilir ama as takım için yeterli değil. Necip, 3 senede ne uzadı ne kısaldı. Kendini geliştiremedi. Oğuzhan’a “kral” yakıştırması yapıyorlar ama ne hikmetse formayı Hasan alıyor.

                          Maça dönersek, koca bir 45 dakika Beşiktaş’ın tek şutunun olmaması sıkıntıyı özetler sanırım. İleri uca atılan her top, Beşiktaş kalesine tehlike olarak döndü. Oyunlar kanatlara aktarılamadı. Hoş, aktarılsa da topu ileri sürüp tehlike yaratacak adam olmayınca da iki aynı tipte oyuncu ( Almeida , Mustafa Pektemek) defans arasında sıkışıp kaldı. Sadece Fernandes’in ayağına koca takım bakınca da Beşiktaş kaderine boyun eğdi. Fernandes, geçen seneki gibi isteksiz, canı istediği zaman oynayan görüntüsüne devam ediyor. Kilo fazlası olması da dikkatlerden kaçmadı. İstediği zaman neler yapabildiğini herkes biliyor o da biliyor ama günü gününe maalesef uymuyor.


                          Belediye ekibi ise Carvalhal yönetimiyle iyi bir duruma geleceğe benziyor ama Carvalhal hala korkak hala temkinli. Dün istese Beşiktaş’ı çok kolay yenebilirdi. Sadece ilk 15 dakika Beşiktaş üstünlük kurabildi. Mutlak gol pozisyonlarını Tom da Silva, Edin Visca cömertçe harcadı. Doka’nın cezalı olması Beşiktaş’ı kurtardı. Maçın son dakikalarında gereksiz yapılan bir faul ve sonrasında gelen gol Carvalhal’in korkak futbolunun neticesiydi.

                          Hiç erken konuştuğumu düşünmüyorum. Beşiktaş’ın bu kadroyla işi çok zor. Fernandes’e bakan bir oyun anlayışı bir büyük takıma yakışmıyor. Golcü sıkıntısı çok belirgin. Oyunu yönlendirecek bir oyuncuya, sağ açığa, sol beke takviye şart görünüyor aksi takdirde Beşiktaş en kötü sezonuna aday bir görüntü sergiliyor.

Göze batanlar:

Samuel Holmen: İstikrarından hiçbir şey kaybetmiyor. Takımını defansta ve ataklarda rahatlatıyor

Can Arat: Almeida’ya top göstermedi. Serbest vuruşta adam paylaşımında sıkıntı yaşadı onda da gol geldi

Hakem Özgür Yankaya: Vasat üstü bir yönetim gösterdi. Gol öncesi İbrahim Toraman’ın faulünü görmedi ya da görmek istemedi.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Bir Kupa Hikayesi


              “Bu sıcakta maç yapılır mı, sporcuların sağlığı tehlikede” diye gereksiz tartışmaların yaşanmaması için Erzurum’da yapılan Süper Kupa karşılaşması sarı kırmızılı ekibin galibiyetiyle sonuçlandı.
             Fatih Terim dersine iyi çalışmış. Gökhan Gönül’ün yokluğunda ilk 15 dakika neredeyse Galatasaray’ın bütün atakları onun  bölgesinden geldi. Emre Çolak’ın müthiş tekniğiyle getirdiği topları Orhan Şam, “belki bir şeyler öğrenirim” tarzında izledi. Bekir’in de acemice yaptığı hatalarla Galatasaray ilk yarım saatte farkı yakalama şansını elde etti ama Elmander gününde değildi. Galatasaray, önde basarak Fenerbahçe’nin uzun top oynamasını sağladı ve istediğini de elde etti. Bütün dönen toplar Galatasaray atağı olarak geri döndü. Hal böyle olunca Muslera da herhalde” bir Palandöken’e çıkıp geliyorum” dese herhalde takım arkadaşları itiraz etmezdi. Zaten Fenerbahçe’nin ilk şutunun gol olması da bunu kanıtlıyordu. Galatasaray’ın oyun kurgusu yavaş yavaş oturuyor. Defans sağlam.  Dönüşümlü olarak, Emre, Engin, Selçuk defanstan topu çıkararak oyun kuruyor. Orta alanda Hamit gerçekten formsuz. Dün de gezinerek bunu kanıtladı. İleride ciddi bir forma yarışı bizi bekliyor, Umut, Burak formda ama aynı tipte oyuncular. Bunlardan biri Elmander’in yanında olacak ama hangisi?

                 Fenerbahçe’de ise sorunlar devam ediyor. Defansta büyük problemleri var. Egemen Bekir’in hatalarını düzeltmekten kendi oyununu oynayamıyor. Defanstan topu çıkaracak adamlardan Mehmet Topal formsuz (neden Selçuk tercih edilmez, bir türlü anlamam) Cristian ise canı istediği zaman geldiğinden bütün yük Alex’ biniyor. Hal böyle olunca da Fenerbahçe’nin gol atması duran toplarla ya da karambollerle olabiliyor. Dünkü maçta atılan gollere bakılırsa da ne demek istediğim kolayca anlaşılabilir.  Kuyt’a ayrı bir yer açmak istiyorum. Gerçekten uzun zamandır Fenerbahçe’de gibi. Hırslı, teknik, arkası dönük oynayabiliyor. Bir forvette olması gereken bütün özelliklere sahip. Son iki maçta gördüğümüz kadarıyla iyi bir transfer olarak göze çarpıyor.



                   Sonuç olarak, iki ezeli rakibin mücadelesi kaçan goller, serumla gelen oyuncu, hatalı kararlar, hakemin yakasına yapışan futbolcu, sahaya atılan meşalelerle  daha çok konuşulacağa benziyor. Bize de liglerin bir an önce başlamasını beklemek düşüyor. 

5 Temmuz 2012 Perşembe

EgeMEN ETMEDEN ÖNCE...

www.facebook.com
Biliyorum. Hepimiz ,bir tartışma içerisindeyiz. Bazıları, “Takımını sattı. İşi, gücü para. Trabzonspor’dan da bunun yüzünden ayrıldı” diyor. Bazıları ise, “Kardeşim adam profesyonel. Parasını vermezsen elbette gidecek” diyor. Yani insanlar her şeyde olduğu gibi Egemen konusunda da bir anlaşmazlık yaşıyor. Ben olaya hem duygusal hem de ‘profesyonel’ anlamda bakıyorum.

           Duygusal anlamda bakıyorum çünkü; konuştuğumuz adam ‘Dünya yıldızı’ diye lanse edilen adamlardan (bilmem söylemeye gerek var mı?) daha fazla maçta oynamış. Oynamak önemli değil. Kağıt üzerinde Simao’da oynadı ilk sezonunda. Ama ne oynadı biz Türkçesini biliyoruz ama Portekizcesini kavrayamadık. Bu adam oynarken (daha 1.sezonu) yüreğiyle oynadı, 40 yıldır Beşiktaş’taymış gibi oynadı. Bunları yaparken de minimum seviyede kart gördü. Karşılığını almadı mı? Fazlasıyla aldı. Bursaspor’la oynanan lig mücadelesinde taraftarın stattan çıkmayıp, 40 dakika Egemen’i soyunma odasından sahaya 3’lük çektirmek için çağırması bunun en güzel örneği diye düşünüyorum. Ya da ilk sezonunda takıma kaptanlık yapması da bir başka örnektir. Çarşı grubunun ve diğer taraftarın Gladyatörünün ayrılması, herkes gibi beni de üzdü, isyan ettirdi.

                       Profesyonel anlamda bakıyorum çünkü; Beşiktaş’ın mali sıkıntılarının olduğu bu durumda kendimi Egemen’in yerine koyuyorum. Egemen, 30 yaşında. Yani artık maalesef ülkemizde bu yaş futbol için ileri bir yaş. Egemen artık kazanabileceklerine ve başarılara bakıyor. Kimse ‘3’ün 5’in hesabını yapmasın’ demesin. Sorarım size. Hanginiz maaşınız yatmayınca tepki göstermiyorsunuz? Bu durumun ondan ne farkı var? Adam 50 maç oynamış, bütün fedakarlığı göstermiş, hakkı olduğu bir konu üzerinden hareket edince suçlu olmakla, ‘hain’ olmakla suçlanıyor. ‘Beşiktaş’ın çocuğu’ (bu söz de maalesef anlamını yitirdi) bir anda başka kimsenin çocuğu oluyor.


                  Sonuç olarak bence Türkiye’nin en sağlam, en akıllı defanslarından biri olan Egemen Beşiktaş’ın ezeli rakiplerinden Fenerbahçe’ye gidiyor. Adeta Aziz Yıldırım’a tahliye hediyesi oluyor. Olan da her zamanki gibi Beşiktaş taraftarına ve sevgisine oluyor. Bu durumu yaratan Yıldırım Demirören de Türk Futbolu’nu kurtarmaya çalışıyor. Yazık…