25 Ağustos 2012 Cumartesi

3A Ekseninde Galibiyet


           3A (Aziz yıldırım, Alex, Aykut Kocaman) kriziyle birlikte başlayan mücadelede Fenerbahçe 3-0 gibi bir skorla galip geldi.

              Oyun anlamında çok fazla konuşamayacağımız karşılaşmada isimler ön plana çıktı. Mert Günok, tanıdığım en duygusal kalecilerden olabilir. Oynadığı son 2 karşılaşmalarda vasat görüntü sergileyen Mert, bu akşam hayatının maçını oynadı diyebiliriz. Maça nasıl başlarsa; öyle devam ediyor. Oyuna Krasic’in ilk 11’de başlamasıyla bir hareket kazanan Fenerbakçe’de kim ne derse desin  Alex’in yokluğu gözleniyordu. Koşan bir takım görüntüsünde olan Fenerbahçe’de paslar yerini bulmuyor. Bir maestronun yokluğu hissediliyor. Kuyt ve Krasic Sow’u topla buluşturmada zorluk yaşıyorlar. Kanatlarda da yeteneği sadece defans yapmak üzerine olan Hasan Ali’de hücuma destek veremiyor. Gökhan Gönül sadece top getiriyor.  Ortada da 2 Mehmet, örümcek görevi görüp sadece top kapıyor. Hal böyle olunca da gol birazda “EL YORDAMI” ile geliyor.

                                     Gaziantepspor ise beklediğimden iyi bir oyun sergiledi ilk yarıda. Özellikle 10 numara İbricic forma numarasının hakkını veriyor. Oyun zekası, tekniği, çalışkanlığı dikkat çekici. Muhammed Demirci yetenekli bir futbolcu.  Şansızlığı Mert’in gününe rastlaması. Hikmet Karaman’ın takımları genelde hücumu düşünen, oyunu bozmaya çalışmayan bir oyun benimsiyorlar. Dün akşam da böyle bir oyun sergilediler. Fakat, orta alanda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Defans ve forvetler arasındaki mesafe çok fazla. Alanı daraltmada sıkıntı yaşıyorlar. Hücumda çoğalamıyorlar ama çoğaldıklarında etkili pozisyonlar yakalıyorlar.

                           Bir başkanın anonsla heyecan kattığı karşılaşma, Fenerbahçe’nin galibiyetiyle sonuçlandı. 3A’nın S. Moskova öncesi bir toplantı yapacağı kesin. Bu toplantı sonucu da rövanşı nasıl etkileyeceğinin sinyallerini verecek.

Göze Batanlar:

Mert Günok: Kariyerinin en iyi maçını çıkardı diyebiliriz. Skorun farklı bir şekilde bitmesinde payı büyük.

Halis Özkahya: Vasat üstü yönetiminde elle atılan golü göremeyerek oyunun sonucuna etki etti. Sınıfta kaldı

Senijad İbricic: Düşüncelerimi yazıda paylaştım. Hazır olmadığı söyleniyor. Hazır halini merakla bekliyorum.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Umutsuz bir başlangıç



                   Beşiktaş’ın belalısı İstanbul Büyükşehir Belediyespor Beşiktaş’ın başına çorap hep örüyor ama bu seferki hiç de zor olmadı desek yalan olmaz. Açıkçası Beşiktaş’ın bütün hazırlık karşılaşmalarını izledim. Bu maçı da sabırsızlıkla bekledim. Beşiktaş, oynadığı karşılaşmalarda genç oyuncularının da varlığıyla koşan, pres yapan ve taraftarı heyecanlandırabilecek oyunlar sergilemişti. Bu karşılaşmada da aynı performansı bekliyordum ama hayal kırıklığına uğradım.

                      Kimse ilk maç diye kendini kandırmasın. Beşiktaş’ta ciddi sorunlar var. Bu maçta da gördük ki; Samet Hoca Olcay’ı kanada resmen hapsetti. Zaten yetenekli oyuncu bakımından sıkıntıda olan Beşiktaş, top tutmada ciddi sıkıntılar yaşadı. Gençleri oynatmanın doğru bir davranış olduğunu ben de düşünüyorum ama sırf gençlere destek olmak için futbolcu oynatmak günü kurtarmak için davranmaktan öte bir şey değil. Beşiktaş gibi bir takımda oynamak için ayrı meziyetleriniz olması gerek. Emre Belezoğlu’nun 16 yaşında A takımda oynaması ve sırıtmaması demek istediğimi anlatır sanırım. Ben Hasan Türk’te aynı ışığı göremedim. Yedek olabilir ama as takım için yeterli değil. Necip, 3 senede ne uzadı ne kısaldı. Kendini geliştiremedi. Oğuzhan’a “kral” yakıştırması yapıyorlar ama ne hikmetse formayı Hasan alıyor.

                          Maça dönersek, koca bir 45 dakika Beşiktaş’ın tek şutunun olmaması sıkıntıyı özetler sanırım. İleri uca atılan her top, Beşiktaş kalesine tehlike olarak döndü. Oyunlar kanatlara aktarılamadı. Hoş, aktarılsa da topu ileri sürüp tehlike yaratacak adam olmayınca da iki aynı tipte oyuncu ( Almeida , Mustafa Pektemek) defans arasında sıkışıp kaldı. Sadece Fernandes’in ayağına koca takım bakınca da Beşiktaş kaderine boyun eğdi. Fernandes, geçen seneki gibi isteksiz, canı istediği zaman oynayan görüntüsüne devam ediyor. Kilo fazlası olması da dikkatlerden kaçmadı. İstediği zaman neler yapabildiğini herkes biliyor o da biliyor ama günü gününe maalesef uymuyor.


                          Belediye ekibi ise Carvalhal yönetimiyle iyi bir duruma geleceğe benziyor ama Carvalhal hala korkak hala temkinli. Dün istese Beşiktaş’ı çok kolay yenebilirdi. Sadece ilk 15 dakika Beşiktaş üstünlük kurabildi. Mutlak gol pozisyonlarını Tom da Silva, Edin Visca cömertçe harcadı. Doka’nın cezalı olması Beşiktaş’ı kurtardı. Maçın son dakikalarında gereksiz yapılan bir faul ve sonrasında gelen gol Carvalhal’in korkak futbolunun neticesiydi.

                          Hiç erken konuştuğumu düşünmüyorum. Beşiktaş’ın bu kadroyla işi çok zor. Fernandes’e bakan bir oyun anlayışı bir büyük takıma yakışmıyor. Golcü sıkıntısı çok belirgin. Oyunu yönlendirecek bir oyuncuya, sağ açığa, sol beke takviye şart görünüyor aksi takdirde Beşiktaş en kötü sezonuna aday bir görüntü sergiliyor.

Göze batanlar:

Samuel Holmen: İstikrarından hiçbir şey kaybetmiyor. Takımını defansta ve ataklarda rahatlatıyor

Can Arat: Almeida’ya top göstermedi. Serbest vuruşta adam paylaşımında sıkıntı yaşadı onda da gol geldi

Hakem Özgür Yankaya: Vasat üstü bir yönetim gösterdi. Gol öncesi İbrahim Toraman’ın faulünü görmedi ya da görmek istemedi.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Bir Kupa Hikayesi


              “Bu sıcakta maç yapılır mı, sporcuların sağlığı tehlikede” diye gereksiz tartışmaların yaşanmaması için Erzurum’da yapılan Süper Kupa karşılaşması sarı kırmızılı ekibin galibiyetiyle sonuçlandı.
             Fatih Terim dersine iyi çalışmış. Gökhan Gönül’ün yokluğunda ilk 15 dakika neredeyse Galatasaray’ın bütün atakları onun  bölgesinden geldi. Emre Çolak’ın müthiş tekniğiyle getirdiği topları Orhan Şam, “belki bir şeyler öğrenirim” tarzında izledi. Bekir’in de acemice yaptığı hatalarla Galatasaray ilk yarım saatte farkı yakalama şansını elde etti ama Elmander gününde değildi. Galatasaray, önde basarak Fenerbahçe’nin uzun top oynamasını sağladı ve istediğini de elde etti. Bütün dönen toplar Galatasaray atağı olarak geri döndü. Hal böyle olunca Muslera da herhalde” bir Palandöken’e çıkıp geliyorum” dese herhalde takım arkadaşları itiraz etmezdi. Zaten Fenerbahçe’nin ilk şutunun gol olması da bunu kanıtlıyordu. Galatasaray’ın oyun kurgusu yavaş yavaş oturuyor. Defans sağlam.  Dönüşümlü olarak, Emre, Engin, Selçuk defanstan topu çıkararak oyun kuruyor. Orta alanda Hamit gerçekten formsuz. Dün de gezinerek bunu kanıtladı. İleride ciddi bir forma yarışı bizi bekliyor, Umut, Burak formda ama aynı tipte oyuncular. Bunlardan biri Elmander’in yanında olacak ama hangisi?

                 Fenerbahçe’de ise sorunlar devam ediyor. Defansta büyük problemleri var. Egemen Bekir’in hatalarını düzeltmekten kendi oyununu oynayamıyor. Defanstan topu çıkaracak adamlardan Mehmet Topal formsuz (neden Selçuk tercih edilmez, bir türlü anlamam) Cristian ise canı istediği zaman geldiğinden bütün yük Alex’ biniyor. Hal böyle olunca da Fenerbahçe’nin gol atması duran toplarla ya da karambollerle olabiliyor. Dünkü maçta atılan gollere bakılırsa da ne demek istediğim kolayca anlaşılabilir.  Kuyt’a ayrı bir yer açmak istiyorum. Gerçekten uzun zamandır Fenerbahçe’de gibi. Hırslı, teknik, arkası dönük oynayabiliyor. Bir forvette olması gereken bütün özelliklere sahip. Son iki maçta gördüğümüz kadarıyla iyi bir transfer olarak göze çarpıyor.



                   Sonuç olarak, iki ezeli rakibin mücadelesi kaçan goller, serumla gelen oyuncu, hatalı kararlar, hakemin yakasına yapışan futbolcu, sahaya atılan meşalelerle  daha çok konuşulacağa benziyor. Bize de liglerin bir an önce başlamasını beklemek düşüyor.