1 Ocak 2016 Cuma















Yılmaz Vural ne yaptı? 2016 yılın son günlerinde Süper Lig yine şok bir gündemle sarsıldı. Ligin en çok takım değiştiren teknik direktörüyle, yılın en çok hoca değiştiren başkanı aynı takımda buluştu. Bu haberi duyan herkes ilk başta gülümsedi ama hoşuna da gitti. Öyle ki; bu birlikteliğin uzun sürmeyeceği her halinden belliydi. İlhan CAVCAV ve Yılmaz VURAL basın toplantısında gülüyorlardı ve kendi durumlarından gülümseyerek bahsediyorlardı.
Nitekim beklenen de oldu. Yılmaz VURAL, İlhan CAVCAV birlikteliği sadece 6 gün sürdü. Peki bu Yılmaz VURAL ne yaptı? Popüler deyişle “Bu Yılmaz VURAL ne etti?”
38 yıllık başkanlık döneminde 44 hocayla çalışan başkanla anlaştı.
Futbolcuların  yönettiği bir takımın başına geldi.
Transferden hoşlanmayan başkana gelir gelmez “transfer şart” dedi.

Bunlar tabii ki; işin görünen kısmı. Sahne arkasında daha ciddi şeylerin konuşulduğu kesin. Ayrılık sonrası Yılmaz VURAL açtı ağzını yumdu gözünü tabii. İşte Yılmaz VURAL’ın basın toplantısından notlar:
-          3-4 tane oyuncu sizi istemediği zaman İlhan Cavcav gibi bir yönetici bile antrenörü göndermek zorunda kalıyor.
-          Bu zamana kadar 25 takım değiştirdim, bazısında 2-3 defa çalıştım. Bana diyorlar ki, "Neden bu kadar çok takım değiştiriyorsun?" Bu ahlaksızlar grubu ile nasıl uzun süre çalışılır!
-          Kaptan Ahmet Çalık'ı aradım. 'Küme düşebilecek takımız. Çok ofansif oynatıyorsunuz' dedi. Sen daha 21 yaşındasın, antrenörlüğü senden mi öğreneceğim?' dedim
- Ahmet Çalık antrenmanda üşüdüklerini söylüyor Oyuncular çalışırken durmuş üşümüşler! Çok fazla toplantı yapıyormuşuz ve takımı ofansif oynatıyormuşuz. Bu kerataların hepsini deşifre etmek lazım. İki üniversite bitirmiş, 751 maç yönetmiş antrenöre antrenman tekniği öğretiyorlar.
Tabii ki yaşananlar hiç hoş değil ve Yılmaz VURAL bunları hak etmiyor ama bir de şöyle düşünelim. Yılmaz VURAL basın toplantısında anlattıklarını başarılı olsaydı yine yapar mıydı? Misal Yılmaz VURAL şöyle diyor: “En üzüldüğüm konu ise Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği Başkanı'nın (İsmail Dilber), kovulmamın ardından, 'İlhan Cavcav'ın demokratik kararı' demesi oldu. Yahu tamam, biz İstanbul grubu olarak sana oy vermedik ama yıllardır senin üyenim yahu. Antrenörler Derneği Başkanı sen ne yaptın ya? Bu adama bir yemekle oy veriyorlar, Türk antrenörleri, sürünün ya.”
Eminim ki; Antrenörler Derneği Başkanı daha yeni başkan olmadı. Görevini belli bir süredir devam ettiriyor. Sayın VURAL daha önceki ayrılışlarında neden bunu dile getirmedi?
Siyasetçilerin çoğu kulüplere atama yapma derdinde. 'Bu bizim çocuk, gelsin antrenörlük yapsın' diyor, yöneticiler ses edemiyor. Ne oldu antrenörlük mesleği? Çocuk oyuncağı mı bu meslek? Sonra izliyorsunuz İngiltere'yi İspanya'yı, dönüyorsunuz bizim lige Mardin Bandosu gibi... Futbolcuya dayalı, çarpık, bozuk sistemlerde hiçbir şeyin doğru gitmesi mümkün değil.
Sayın VURAL’a Tanıl BORA’yı okumasını tavsiye ediyorum. Siyasetin spora karışması yeni değil. Berlusconi İtalya’da takım sahibi mesela. Yurt dışına örnekleri veriyor ya; biri de bunu der sıkıntı olur. Yani siyasetin spora karışması sadece bizim ülkeye has bir şey değil. Kaldı ki; Osmanlıspor diye bir gerçek var bu ülkede. Daha konuşmaya gerek var mı?
“Futbol oynadın diye ömür boyu bunun nemasını ye! Futbol oynadın diye antrenörlük yap. Antrenörlük bir meslek. Eğitici olmak farklı bir şeydir. Sırf top oynamış diye antrenör olur mu ya!”
Bu konuda haklı. Her futbolcu yorumcu olamayacağı gibi antrenör de olacak anlamı yok. Belli bir süre 3 büyüklerde oyna, yaşın kemale ersin. TRT’de yorumculuk yap. Ne riski var? En fazla yanılırsın ki; herkes yanılıyor. Antrenör olsan kovulma riskin var. Al paranı otur kafası.
“Rica ederim bu komediye bir son verelim. Kulüpler de TFF'nin alacağı karara boyun eğsinler. Bosman kanunu gibi bir kural çıksın. Onun bunun aracılığı da ortadan kalksın. Antrenörlük bu kadar kolay bir meslek değil. Kulüpler sezon içinde en fazla 2 antrenörle çalışmalı” Bu öneri çok realist olmasa da iyi bir öneri fakat 2 konusunda hemfikir değilim. O zaman benden de bir öneri gelsin Vural’a… Alt liglerdeki antrenörlerle Süper Lig antrenörlerin aldığı ücretler arasında uçurum var. Kendisi de aldığı ücretten kesintiye “tamam” diyor mu?
Sonuç olarak her iki taraf da kendince haklı görünüyor ama şunu da söylememiz lazım. İki tarafın da çalıştığı takım sayısı ve çalıştığı kişi sayısı normal değil. Futbol sektöründe maalesef aksaklıklar var ama bunlar kısa sürede çözülecek şeyler değil. Yöneticilerin profesyonelleşmesi, antrenörlerin haklarını savunmak için birleşmesi şart! Yoksa bu düzenin devam etmesi kaçınılmaz olur. 

11 Aralık 2015 Cuma

Derbi ne olur abi?

Pazartesi Beşiktaş-Galatasaray derbisi var. İki ezeli rakibin karşılaşacağı maçta iki takımda da durumlar karışık.

Beşiktaş Perşembe akşamı aldığı  Sporting Lizbon mağlubiyetiyle büyük moral bozukluğu yaşıyor. Avrupa kupalarından elenmek siyah beyazlı takımı oldukça etkileyecek. Mağlubiyetinin yanı sıra bir de kaleci sorunu yaşıyor takım. Lizbon mağlubiyetinin sorumlusu öyle ki; Tolga’ya kesilmiş durumda. Haksız da değil siyah beyazlı taraftarlar. Öyle ki; her şey çok iyi giderken yapılan 2 büyük hata Avrupa kupasına ve büyük bir gelirin kaybına neden oldu. Ben Tolga Zengin’in Cenk Gönen sendromuna yakalandığını düşünüyorum. Onun sorunu teknik değil; MENTAL… İki kalecide de dikkat ederseniz istikrar yok. Bir maçları diğer maçlarını tutmuyor. Çok duygusallar ve her hata sonrası maçtan kolayca kopuyorlar. Bakmayın siz Cenk GÖNEN’in hatalı goller sonrası kendinden emin görüntüsüne. İçinde fırtınalar kopuyor ve bir başka yediği hatalı golle bize bunu kanıtlıyor. Tolga’da ise duygusallık hakim. Onda da kendine güven sorunu var. Her geriye atılan pasta uzun vuruşu tercih etmesi, bu tezimizi güçlendiriyor. Ayağa oynayarak atak başlatmayı tercih etmiyor. Yan toplara çıkmayı tercih etmiyor; hata yapmaktan korkuyor.

Beşiktaş’ta aynı bölgelere birçok alternatif olması da avantaj olduğu kadar dezavantaj. Öyle ki; takımda q7, Gökhan Töre sorunu yaşanıyor. İkisi de istikrarsız ama yetenekli. Oyunun kaderini hemen değiştirecek durumlara sahipler. Fakat ikisinin de defans özelliği yok. Kerim Frei de de olmadığı gibi. Bu durum da en çok Olcay’a yarıyor. Her topu ezmesine rağmen Şenol Güneş ondan vazgeçmiyor. Derbide de vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. Defansa gelip takıma yardım etmesi Güneş için çok önemli. Haksız da değil. Askerlere de ihtiyaç oluyor.

Galatasaray’da durumlar ise biraz daha iyi. Avrupa kupasına devam etmeleri moralleri yükseltti. Mustafa Denizli yavaş yavaş varlığını hissettiriyor. Astana maçındaki Chedjou hamlesi bence oldukça akıllıcaydı. Kendisi de yavaş yavaş oraya alışacaktır. Beşiktaş maçına da aynı şekilde çıkacağını düşünüyorum. Ondan bir Melo yaratma peşinde. Çünkü Selçuk’un ofansif gücünden yararlanmak istiyor. Arkayı da sağlama almak lazım tabii. Bu da Chedjou’ya düşüyor. Derbide kilit adamın Sneijder olacağını düşünüyorum. “Maestro”nun somut örneği olan sarı- kırmızılı oyuncu maçın kaderini belirler. Astana maçında gördük ki; Mustafa Denizli kanatlara çok önem veriyor. Olcan ve Sabri kanatları otobana çevirebilir. Beşiktaş da bunun mükemmel bir rakip. Sol bekte ne yaptığı anlaşılmayan İsmail, Sabri ile nasıl bir mücadele yaşayacak meraktayım. Solda ise Olcan, hızlılığını kullanırsa Beck’i geride bırakabilir ve yaptığı ortalarla stopersiz Beşiktaş’ı avlayabilir. Derbide bir de gizli golcü var. O da Podolski. 90 dakika kötü oynayıp bir anda oyunun skorunu değiştirebilen oyuncu çok az ama Podolski bunlardan biri. Astana maçında vitesi 2’ye atması yetti. Beraberlik golü hemen geldi. Derbide de “kalecisiz” Beşiktaş’ta çok iş yapacağını düşünüyorum. Mustafa Denizli’nin bir başka hedefi q7, Oğuzhan, Sosa, Gomez paslaşmalarını engellemek olacaktır. Ligin en iyi pas yapan ekiplerinden olan Beşiktaş’ın pas trafiğini kesmek de oldukça zor görünüyor.
Sonuç olarak, bizi 3 farklı sonuca açık bir derbi bekliyor. Herkeste aynı ve cevapsız soru. “Derbi ne olur abi?” J





1 Eylül 2013 Pazar

Muhteşem 3'lük


      Bir zamanlar Beşiktaş’a ‘mükemmel’ oyuncular satan Gaziantepspor Olimpiyat Stadı’nda karşılaştığı Beşiktaş’a 2-0 yenildi.

      Maça hızlı başlayan Beşiktaş oyunu kısa sürede kontrol altına aldı. Bülent Uygun’lu Gaziantepspor ise 2004 Yunanistan’ını hatırlarcasına oyuna başladı. “Biz beraberliğe razı olalım, olur da Cenk atarsa Eylül’e 3 puanla gireriz" düşüncesindeydi. Ama Beşiktaş artık kapanan ekiplere karşı da taktiğini belirlemiş. Ver-kaçlarla ortadan gelmeye çalışıyorlar, olmazsa topu kanatlara yayıyorlar. Bu sezonda kadrosu buna müsait olunca bu taktiği kolayca gerçekleştiriyorlar. Gökhan Töre, Olcay, Oğuzhan, Fernandes gibi teknik kapasitesi yüksek oyuncularla topu ileride tutuyorlar. Topu kaybetmediklerinde de her atakta tehlike yaratabiliyorlar.

                     Gaziantepspor ise, golü kalelerinde görene kadar hiçbir varlık gösteremedi. Orta sahayı kalabalık tuttu ama kazandığı topları olumlu kullanamadı. Topu kanatlara da yayamadıklarından pozisyon bulamadılar. Öyle ki bu maçta sol bek oynayan Atiba, neredeyse hiç yorulmadı.

                     Bılıc’in bu maçta tek hatası Oğuzhandı. 90 dakika sadece yanındaki kişiye pas vermekten başka hiçbir şey yapmayan Oğuzhan’a oyun bitene kadar dayandı. Oğuzhan acilen kendine gelmeli ve formanın ne kadar önemli olduğunu anlamalı. Pası herkes yapıyor ama Oğuzhan gibi yeteneğe sahip bir oyuncunun kendine güvenip dikine gitmesi, oyuncu eksiltmesi gerekiyor. Sonradan oyuna giren Muhammed’in kendine güveni ve hep ileri düşünmesi buna bir örnek.


                    Sonuç olarak Beşiktaş, güzel bir oyunla 3’te 3 yaptı. Taraftarını da CAS’madan bir maç seyrettirdi.

Göze Batanlar:

Atiba Hutchinson: "Ne iş olsa yaparım" adamı resmen. Sol bek oynadı ama hiç sırıtmadı.

Gökhan Töre: Her geçen gün kendine hayran bırakıyor.

Ali Palabıyık: Maçın hakemi ilk defa büyüklerden bir maç yönetmesine rağmen çok başarılıydı. Küçük hataları dışında kusursuz bir maç yönetti.




26 Ağustos 2013 Pazartesi

Fernandes'li Geceler


          PTT 1. Lig Şampiyonu Kayseri-Erciyesspor – Beşiktaş maçı, siyah beyazlı ekibin 4-2 kazanmasıyla sonuçlandı.

            Bir hayli hızlı başlayan karşılaşmada ilk 20 dakika Kayseri ekibin oyun üstünlüğüyle devam etti. Fuat Çapa Amerika’yı yeniden keşfetmedi. Fernandes’i kitleyerek kazandığı topları kanatlara yaydı. Beşiktaş’ın en sorunlu bölgesi olan kanatlar da Kayseri ekibine ‘gel’ deyince de tehlikeler yaşanmaya başladı.

                      Yasin öztekin’in gayretiyle tartışmalı penaltı kazanan Kayseri Erciyesspor skor üstünlüğünü de ele geçirince Beşiktaş kendine gelmeye başladı. Orta sahayı maç başladığından bu yana ele geçiremeyen Siyah Beyazlı ekip, Fernandes’in sazı eline almasıyla bu sorunu çözdü. Ona Gökhan Töre’de eşlik edince Atiba’da coştu. Beraberliği de kısa sürede bulan Beşiktaş orta sahada top yaparak kontrolü ele aldı ama defans orta sahaya ihanet etti. Futbola yeni başlayanlara bile söylenen “topu mümkün olduğunca ceza sahasından uzak tutun” sözünden bihaber olan Ersan, Kayseri ekibine müthiş bir asist yaptı. Bu defans kurgusuyla Beşiktaş, gol yeme sorunu hep yaşayacak gibi duruyor. Escude, “canlı bombayım” diye bas bas bağırıyor. Biz de “Franco ile İbrahim ne yapıyor?” diye televizyon başında bağırıyoruz.

                          Kayseri ekibi maçın ilk 20 dakikası dışında pek varlık gösteremedi. Takımın yeni kurulması bunda önemli rol oynadı. Ama ileri uçtaki Yasin Öztekin, resmen “ben futbolcuyum” diye bas bas bağırdı. Onun dışında zamana ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Fuat Çapa gibi bir Teknik Direktöre sahip olan Kayseri ekibinin ilerleyen haftalarda galibiyetlerle tanışacağına inanıyorum.


                          Yenik durumdan 4-2 gibi bir skora ulaşan Beşiktaş’ta defans ve forvet sorunu devam ediyor. Forvetsiz 4 gol atmaları da bir ilginç ayrıntı. Resmen Almeida yürüyerek maç bitirdi, Olcay da gününde olmayınca Fernandes’in 1 gol 1 asistiyle siyah beyazlı ekip İstanbul’a  galibiyetle döndü.

Göze Çarpanlar:

Yasin Öztekin: Maçın yıldızlarındandı. Her aldığı topu, olumlu kullandı.


Manuel Fernandes: Ne kadar büyük bir yetenek olduğunu söylememize gerek yok. 1 gol 1 asistle maçı bitirdi.

18 Ağustos 2013 Pazar

Gurbette uçan Kartal


       Gurbetçi statüsünde Olimpiyat Stadı’nda ilk maçına çıkan Beşiktaş, Trabzonspor’u 2-0 yendi.

        Taraftarının da etkisiyle maça hızlı başlayan Beşiktaş, oyunu kısa sürede Trabzonspor’un sahasına yığdı. Aldığı her topu Fernandes’le buluşturdu. Fernandes’de Atiba’yla resmen “abi geçen sene neredeydin, ne çektim ben Veli’den” der gibi anlaştı. Orta sahayı kalabalık tutup rakibine fırsat vermeyen Beşiktaş buna rağmen pozisyon bulmakta zorluk çekti. Merkezden kaleye gitmeye çalışmaları topu kanatlara indirememeleri bordo mavili ekibin işini kolaylaştırdı. Mustafa’da ileride topu tutamayınca Dentinho ve Olcay’da etkisiz kaldı. Gerçi kanatlarda da Serdar ve Ersan gibi oyunculara sahip olan siyah beyazlı ekibin kanatlardan gelmesi de şaşırtıcı olurdu.

                      Trabzonspor ise, “ben 1 puanı alayım izninizi isteyeyim” tarzı oyun benimsemişti. Artık ‘çağdaş futbol’anlayışında bu düşüncenin raflara kalktığı şu zamanlarda bu oyunu benimsemeleri yenilmelerine neden oldu. 1-2 pozisyon dışında tehlike yaratamadılar. Birbirlerinden kopuk hareket ettiler. Kendi oyunlarını oynamada sıkıntı yaşadılar. Hal böyle olunca da gol atmaları duran toplarla olabilirdi o da olmadı.

                      75. dakikaya kadar sessiz geçen maçta Olcay sazı eline aldı ve ilk golü atarak takımını hem öne geçirdi hem de silkeledi. İkinci golde de “Töre şu topu bir içeri at” diyerek de son noktayı koydu.


                     Gurbette sıla özlemi çekmeye başlayan Beşiktaş lige Trabzonspor galibiyetiyle süper bir başlangıç yaptı. Hazırlık maçlarındaki eleştirilere ise güzel bir cevap verdi. Trabzonspor ise, yabancı fazlalığı krizini hala yaşıyor. Aynı tipteki oyuncuların varlığı takımı olumsuz etkiliyor.

Göze çarpanlar:

Atiba Hutchinson: Uzun zamandan beri Beşiktaş’ta oynar gibi. Fernandes’le kaç kere ver –kaç yaptı sayamadım. Böyle devam ettiği takdirde taraftarın sevgilisi olur.

Olcay Şahan: İlk yarıda hiçbir yapamasa da ikinci yarı hem bir gol attı hem de ikincisini hazırladı.


Halis Özkahya: “Bana 4 yardımcı yetmez, bir tane daha verir misiniz?” der gibiydi. Sarı kart yorumları hatalıydı. Colman’ı ve Alanzinho’ya ikinci sarı kartı veremedi.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

2'de başlar 3'te biter

                    
        İsmi her ne kadar yeni olsa da ligin pek de yenisi olmayan Torku Konyaspor- Fenerbahçe maçı 3-2 gibi bol gollü bir sonuçla bitti.

         Fenerbahçe kendinden emin bir şekilde başladığı karşılaşmada kısa sürede oyunun kontrolünü ele geçirdi. Konyaspor ise, kaptığı toplarla hızlı çıkarak pozisyon bulmaya çalıştı. Bu çıkışları da başarılı bir şekilde gerçekleştiremedi, organize olamadı hazır olmadığının sinyallerini verdi. Klasik Anadolu takımı görüntüsü vererek daha şimdiden “düşecek galiba” dedirtti. Bazı takımlar defans yapamaz, zorlasalar da takım kadroları buna izin vermez. İkinci yarı da Uğur Tütüneker de bunun farkına vardı ve takımını ileri çıkararak kendisinin bile şaştığı skoru yakaladı.

                 İkinci yarı bambaşka bir Konyaspor vardı. Kaybedecek bir şeylerinin kalmadığının farkına geç de olsa varan Konya ekibi oyunu Fenerbahçe yarı sahasına yığdı. Her ne kadar enerjisini bazen penaltı yapmasına sebebiyet verse de Erdal Kılıçaslan takımını canlandırmada büyük rol oynadı. Ona Mbamba ‘da katılınca goller gelmeye başladı. Sağlı sollu ataklarla rakibini bunaltan Konyaspor ilk önce beraberliği yakaladı daha sonra da çıkarılması zor bir zamanda galibiyet golünü buldu.

                 “Maçı kazandık” havasına giren Fenerbahçe, ligin ilk haftasında şok bir yenilgi aldı. Bu sonucun yaşanmasın da teknik direktörler yine büyük rol oynadı. Uğur Hoca, takımını cesaretlendirerek galibiyeti yakalarken; Ersun Yanal, yanlış oyuncu değişikliğiyle hem takımının direncini hem de 3 puanını kırdı.

Göze Çarpanlar:

Mert Günok: Resmen Volkan’a göz dağı veriyor. 3 gol yemesine karşın kalesinde güven vermeye başladı ve gün geçtikçe de kendine güveni geliyor.
Joseph Yobo: Takımı kazanamadı ama maçın yıldız adayıydı. Özellikle birinci yarı hatasız oynadı ve bir de gol attı.

Erdal Kılıçaslan: Her ne kadar penaltıya sebebiyet verse de takımı için çok mücadele etti ve galibiyette büyük rol oynadı

7 Ekim 2012 Pazar

Soldan Soldan Geliyorlar


Fenerbahçe: 3 Beşiktaş: 0

            İki yönetim sorunu yaşayan takımın mücadelesinde gülen ekip Fenerbahçe oldu.

            Maça yılan hikayesine dönen, sol bek kriziyle başlayan Beşiktaş’ta işler 13.dakikada bitti. Tek silahı mücadelesi olan siyah beyazlı ekibin bu özelliği bu akşam olmayınca farklı mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Beşiktaş’ı artık etkisiz hale getirmenin taktiğini sokaktaki çocuk da biliyor. Fernandes’in başına bekçi koy, olur da atak yaparlar diye kanatları kapa, stoperlere önde basarsan; maçı kesin alırsın. Bu akşam da aynı sahneyi izledik. Takımın en zayıf bölgesi olan sol taraf metrobüs yolu olunca Fenerbahçe de akbil kullanarak geçti. Uğur Boral, sol bek oynamaktan sol açık oynamayı unutunca Beşiktaş’ın galibiyeti mucizelere kaldı. Bu oyuna dayanamayan Veli’de eve erken gitmeyi tercih edince maç antrenman maçı havasına büründü.


                              Alex’siz son oynadığı 2 karşılaşmadan galip ayrılan sarı-lacivertli takımda bu akşam her şey yolundaydı. Özellikle orta sahayı maç boyu elinde bulunduran Fenerbahçe, rakibinin en zayıf noktası olan sol tarafından ataklarını gerçekleştirdi. Gökhan Gönül’ün muhteşem performansı da buna eklenince; maç ilk yarıda bitti. Alex oynadığında onun açığını kapatmak için oynatılan Mehmet Topuz olmayınca Fenerbahçe’nin orta sahası çok daha teknik görüntüye sahip oldu. Meireles, Mehmet Topal, Baroni birbirini ezberlemiş gibi. Seri paslarla hem rakibi yoruyorlar, hem de takımı atağa çıkarıyorlar.


                              Çok zorlanmadan kolay bir galibiyet alan Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda ilerlemeye devam etti. Beşiktaş ise, Ocak ayının gelmesini dört gözle bekleyecek gibi. Bütün umutlarını iki oyuncuya bağlayan, taktik yönünden karnesi pek iyi olmayan bir başa sahip olan siyah-beyazlı ekibi zor günler bekliyor. Olan yine taraftara oluyor.

Göze Çarpanlar: 

Gökhan Gönül: 2 gol atarak ve muhteşem mücadele göstererek sahanın yıldızı oldu.

Uğur Boral: Sol bek oldu olmadı. Sol açık oldu olmadı. Yedek kulübesi son istasyonuydu.

Samet Aybaba: Ona sorarlar mı '(Samet'e sor)  bilemem ama 3-0 mağlup olduğu halde oyuna forvet sokmayarak  tarihe geçti.